Milli Takım

Milli Takım ve ‘Bizim Çocuklar’ kayıplarda!

Utku Gel


Avrupa Futbol Şampiyonası’nda art arda gelen mağlubiyetler, Türkiye A Milli Takımı’nın yeniden sorgulanmasına neden oldu. Milli Takım özelinde farklı problemler ortaya konsa da temel probleme odaklanılması gerekiyor. Peki, bu temel problem ne?

Yakın tarihten kısa bir Milli Takım hatırlatması

UEFA Uluslar Ligi… B Ligi’nde mücadele eden Türkiye, biri Rusya ikisi Sırbistan maçları olmak üzere rakipleriyle berabere kalarak 3 puan toplamıştı. Sırada Rusya maçı vardı, hatırlayın. Skor Türkiye lehine olsa da rakip 24. dakikadan itibaren 10 kişiydi ve maçın istatistikleri birbirine yakın sonuçlanmıştı. Yüksek perdeden ‘’Rusya’yı devirdik’’ nidaları atılsa da bir sonraki maçta Türkiye, üstelik rakibin 5-6 oyuncusu eksikken, Macaristan’a yenilmişti. Bu sonucun ardından da Türkiye, UEFA Uluslar Ligi’nde C Ligi’ne düşmüştü.

Bu kötü tablo dağıtılmalıydı. Sırada Dünya Kupası elemeleri grup maçları vardı. Hollanda’nın istatistiklerde kazandığı maçı Türkiye 4-2 kazanmıştı. Bir sonraki maçta da durum aynıydı. Yani istatistikler Norveç, maç sonucu ise Türkiye lehineydi. Maçı 3-0 kazanan Türkiye olmuştu. Letonya ile de 3-3 berabere kalınmıştı.

EURO 2020’ye giderken: Aşırı anlamlar, hamaset söylemleri…

Hollanda ve Norveç galibiyetleri, eleme grubunda şimdilik lider olunması… Yeniden yüksek perdeden hamaset söylemleri doğurdu. Aşırı anlamlar yüklendi. Medyanın her türlüsünde beklentiler arttırıldı. İşte bu ortamda Avrupa Futbol Şampiyonası’na (EURO 2020) gidildi.

Yeni bir jenerasyon yakalandığı doğruydu. Uzun zamandır izlenmeyen, zevk vermeyen Milli Takım algısı yıkılmaya başlamıştı. İyi bir planlama, iyi bir çalışma, iyi bir ekiple iyi işler çıkarılabilirdi. Dolayısıyla beklenti oluşmaya başladı ve bu normaldi.

Beklentinin yükselmesinde başka nedenler de vardı. Milli Takım’da yabancı liglerde top koşturan futbolcular vardı. Bunlar, önemli kulüplerde oynuyordu ve performansları iyiydi. Yan yana gelseler neler olurdu, neler! TFF’nin açıklamaları ve sosyal medya kampanyaları ayrı bir hikâyeydi. #BizimÇocuklar sürekli gündemdeydi.

Asıl şimdi ‘#BizimÇocuklar’ gündem oldu!

Önce İtalya karşısında tökezledi Türkiye. Evet, zor ve pes etmeyen bir rakipti İtalya. Kazanma şansı daha düşük görülüyordu Türkiye’nin. Dolayısıyla ‘’Berabere kalsak, 1 puan alsak iyi’’ düşüncesi vardı. En azından oynadığı futboldan bu çıkarılıyordu. Maç içerisinde sonuç tabii ki değişebilir ama garip değil miydi, maça 3 puan hedefiyle çıkmamak?

‘’3 puanı 3 golle aldık.’’ Bu sefer bu manşeti İtalya basını attı. Ortada oynadığı futbolla zevk veren bir Türkiye yoktu ama rakip İtalya’ydı ve bu maçın nazar boncuğu olduğu kabul edildi.

Sırada görece İtalya’dan daha kolay, dişimize göre bir rakip vardı: Galler. Beklenti bu maçın kazanılacağı yönündeydi. Yola devam etmek için de Milli Takım kazanmalıydı. Yine olmadı… Bireysel performanslar üzerine kurulu bir Milli Takım’da takım oyunu zaten yoktu. O güvenilen bireysel performanslar ise yerlerdeydi. Şenol Güneş’in ilk 11 tercihindeki kriterleri, Milli Takım’ın oyun kurgusu ve amacı neydi? Cevaplarını sahada göremedi izleyenler.

Maça ve turnuvaya adapte olamama, yaratıcılık problemi, pozisyon üretememe, aynı hataların tekrarı, takım/ekip olmayı başaramama, iyi bir çalışmanın ve planlamanın olmayışı, hedeflerin doğru belirlenememesi, küfürler ve kavga… Liste uzayıp gidiyor. Temelde Türkiye’de futbolun ve futbol anlayışının baştan aşağıya her şeyiyle yeniden yapılandırılması, planlanması gerekiyor.

Peki, EURO 2020’de her şey bitti mi?

Türkiye’nin katıldığı neredeyse her turnuvada (milli takım ya da kulüp düzeyinde) işler mucizelere kalıyor ve hesaplamalar devreye giriyor: O bunu yenerse, bu çok gol atarsa, şu yenilirse…

Ne olacağını hep birlikte göreceğiz ama şimdiden malumu ilam edelim: Oynanan bu futbolla ve başka takımlar üzerinden beklentilere girerek turnuva kazanılmıyor!