futbol tarih aidiyet

Tarih, futbol, aidiyet

İsmail Sarp Aykurt


‘Futbol kime ait?’ sorusu her zaman kafaları kurcalamıştır. Bu sadece tarihsel bir konu değil, aynı zamanda da güncel bir tartışma başlığı olmayı sürdürüyor. Futbolun dünyayı nasıl açıkladığı, futbolun sadece futbol olmadığı gibi başlıklar da bu temel soru ile alakalı.

Bir de tersinden bir soru-cevap daha var. ‘Futbolu kim yönetiyor?’ sorusuna futbolun aitliği ekseninde bir yanıtı başa yerleştiriyor Boniface:

“Mayıs 1968’de Fransa Futbol Federasyonu işgal ediliyor ve işgalciler binaya bir pankart asıyor: “Futbol, futbolcularındır””

Futbol sadece futbolcuların mıdır, bunun cevabı evet değil; ancak sorunun cevabının o dönemdeki gelişmelerle yakından bir ilişkisi olduğunu not etmeli.

Yoksa futbol bir statü, mevki ve koltuk kavgalarının hicvi olan bir köşe kapmaca mıdır sorusunun cevabı evettir. Hayır ile evet yer değiştirmiştir.

Ancak yine de futbolu herkes sahipleniyor ve bu spor dalına bir şekilde tutunan kim varsa kendini futbol üzerinden tarif ediyor. Yani, o zaman buradaki anlamıyla futbol bir ‘kimliksizlerin kimliğidir’, kimilerimiz için.

Galeano ise futbola bir “Tanrı” benzetmesi yaparak anlam katmayı seçenlerden birisidir:

“Futbol, Tanrı’ya ne yönüyle benzer? Hemen söyleyeyim. Bir çok insanın ona inanmasıyla ve entelektüellerin ona kuşkuyla yaklaşmasıyla...”

Evet, futbol inanılacak bir şeydir ve gözümüzle gördüğümüz konusunda da herkes hem fikirdir. Ayrıca futbola öteden beri bir entelektüel kuşku ile bakıldığı da açıktır. Aydınından akademisine kadar futbol, ilgiden uzak üvey evlattır çoğu zaman.

İddialı mıdır? Kimi zaman evet, çoğu zaman ise hayır. Değildir, ama unutulanlar arasında futbolun nasıl bir iktidar aparatı olabileceğinin şifreleri vardır.

O halde, futbol iktidar olana aittir, desek kime, hangisine ait oluyor bu meret? Kitapları CIA tarafından servis edilen Orwell, doğrudan futbol için olmasa da buyuruyor: Spor diyor, “mermi seslerinin duyulmadığı savaştır…’’

O halde desenize futbol, bir büyük kıvılcımdır, baruttur.

Futbolda aidiyet sorunsalı

Entelektüeller, ‘futbolu neden sevelim?’ diyorlar. Kimileri reddetmese de ciddi bir rezerv koyuyor, kimisi ise ‘bize ait olmayandan banane’ diyecek kadar ileri mevzilerde... İyi de aydın, futbol izleyebilir, sevebilir, bizzat icra edebilir ama şunu yapamaz da deniyor: Futbolu başa yazamaz...

Kimisi ise herkes tribündeyken, tribüne gitmek zorunda hisseder; ya da maçı izlemek...

Ya da en doğrusu, futbolu entelektüel bir şekilde ele almak, futbolun kendi sistematiği içerisinde kaybolmamaktır.

Diğerleri ise kendi halindedir. Kimisi de ekranda “iki kuruşluk top oynanmıyor’ derken futbolu bilmekle böbürlenmekte, kimisi de arkadaşıyla takımı için kavga ederken aynı yere referans vermektedir.

Vassort ise dolanmadan, tarihsel bir referansla cevabı yapıştırır:

“Faşizm ile futbol gerçek bir ideolojik ve siyasal işbirliğidir.”

Futbol, bu sayılanların hepsidir ve bu kadar komplike olmasının, kafa karıştırmasının nedeni aidiyet meselesinin muğlaklığıdır.

Heyhat, bizde de Ümit Yaşar Oğuzcan’ın (1966) Taşlamalar’da dediği gibidir futbol; hâlâ eskisine benzerdir:

“Maç başladı
Seyirciler oyun peşinde
Oyuncular top peşinde
Maç bitti
Taş, minder, şişe
Tekme, tokat, kroşe
Seyircisi, oyuncusu
Hepsi hakemin peşinde”