El Clasico: Kralın ve diktatörlerin nüfuzu, Katalanların isyanı!

 

Utku Gel


Dünyadaki birçok derbi o ülkede hayatı durduruyor. Hatta etkisi ülke sınırlarını aşıyor. İşte o büyük, önemli derbiler sadece 90 dakikadan ibaret değil. Yansıması azalsa da tarihsel arka planında futbolun asla sadece futbol olmadığının izleri saklı. O derbilerden biri bir tarafta Barcelona, diğer tarafta Real Madrid’in olduğu El Clasico maçları...

Kulüpler tarih sahnesine çıkıyor

İber Yarımadası’ndaki Kastilya Krallığı ile Aragon Krallığı, 1479’da evlilik yoluyla birleşip İspanya Krallığı çatısı altına girerek varlıklarını sonlandırsa da bulundukları konum itibariyle ileride kurulacak Real Madrid ile Barcelona kulüplerinin arma ve renklerinde yaşamaya devam eder. Daha açık bir ifadeyle Kastilya Krallığı’nın bayrağındaki aslanın eflatun rengi Real Madrid’e, Aragon Krallığı’nın bayrağındaki sarı-kırmızı çizgiler ise Barcelona’ya miras kalır. Tabii bunlar, yüzyıllar sonra hayata geçer.

1877’de İsviçre’de doğan ve sporun birçok branşıyla ilgilenen iş adamı Joan Gamper, 1898’de Barcelona’ya gelir ve burada muhasebeci olarak çalışır. Bu sırada da Los Deportes isimli bir dergi çıkarır. Gamper, derginin 22 Ekim 1899 tarihli sayısında çok önemli bir ilan verir. İlanın orijinal metninden çevirisinde yaklaşık olarak şunlar yazar:

‘’Los Deportes’in Foot-Vall (sic) bölümünden ve daha önceki İsviçre şampiyonu arkadaşımız ve meslektaşımız Bay Kans Kamper, Barcelona’da bazı maçlar düzenlemeye hevesli. Bahsi geçen spora düşkün olanlara, Salı ve Cuma akşamları 9'dan 11'e kadar ofisinde kendileriyle temasa geçmeleri için yalvarıyor.’’

İşte Gamper, o ilana olumlu yanıt verenlerle birlikte 29 Ekim 1899’da Barcelona’yı kurar.

Real Madrid’in kökeni ise akademisyenler, üniversite öğrencileri ve mezunları tarafından 1897'de kurulan Sky Futbol Kulübü’ne dayanır. Bu kulüp önce 1900’de daha sonra 1902’de ikiye bölünür. 1902 yılındaki bölünme sonrası tarihler 6 Mart’ı gösterdiğinde Madrid Futbol Kulübü kurulur.

El Clasico savaşları başlıyor

İki takım kuruluşundan sonra, sportif başarı ve üye sayısı bazında, hızla yükselmeye başlar. Bu yükselişler iki takımı yeşil sahada rakip olarak karşı karşıya getirir. Bunlardan ilki 13 Mayıs 1902’de gerçekleşir. İki takım Kral 13. Alfonso’nun taç takma töreni vesilesiyle düzenlenen Taç Kupası’nda karşılaşır. Madrid (Castellana) Hipodromu’nda oynanan maçı Barcelona 3-1 kazanır.

1904’te Real Madrid’in başkanlık koltuğuna oturacak olan Carlos Padros, Kral 13. Alfonso’yu onurlandırmak için bir öneri ortaya atar. Bu öneri, 1902’de somutlaşır ve Kral Kupası’nın temelleri atılır. Bu şekilde ortaya çıkan Kral Kupası’nın 1916 yılındaki organizasyonunda Barcelona ile Real Madrid karşı karşıya gelir. İki takım arasındaki ilk resmi maç olma özelliği taşıyan bu karşılaşmada Barcelona, Real Madrid’i 2-1 yener.

Tarihler 1929’u gösterdiğinde ise La Liga kurulur. Aynı yılın 17 Şubat’ında Ciudad Condal’da, La Liga’nın ilk resmi El Clasico maçı oynanır. Karşılaşma, 2-1 Real Madrid’in üstünlüğüyle sonuçlanır.

Tarafların netleşme zamanı

1904’te Real Madrid’in başkanlık koltuğuna oturan Carlos Padros, Kral 13. Alfonso’yu onurlandırmak için yaptığı öneriyle 1902’de Kral Kupası’nın temellerinin atılmasına vesile olmuştu. İşte Kral 13. Alfonso bu jeste 1920’de karşılık verir. Kral tarafından kulübe, ‘Real’ (kraliyete ait) unvanı ve armasında kraliyet tacı taşıma izni verilir. Böylece Madrid Futbol Kulübü’nün yeni adı Real Madrid olur.

Krallık ile Real Madrid arasındaki ilişki netleşirken, Barcelona ise ‘muhalefeti’ temsil etmeye başlar. İşte bu temsiliyet Barcelona’nın ‘’mes que un club’’ yani ‘’bir kulüpten daha fazlası’’ olarak anılmasını sağlar.

İki kulüp arasındaki taraflaşma sürerken, İspanya Kralı 13. Alfonso’nun desteklediği General Primo de Rivera 1923’te darbeyle iktidara gelir. İktidarının, başka bir ifade ile diktatörlüğünün araçları ise şiddet ve baskıdır. Bunları toplumdaki muhalifler ile onların futboldaki temsilcisi Barcelona üzerinde uygular. Barcelona’nın başkanı Gamper ‘Katalan milliyetçiliğini desteklemekle’ suçlanır ve ülkeden sürülürken, Barcelona’nın o dönemki stadı Les Corts ‘politik önem arz ettiği için’ altı aylığına kapatılır. Primo de Rivera diktatörlüğü 1930’da sonlanırken, onu destekleyen Kral 13. Alfonso ise ülkeyi terk eder ve İkinci İspanya Cumhuriyeti kurulur.

İç Savaş’ta Franco: Barcelona’ya ve Madrid’in cumhuriyetçilerine ölüm!

İkinci İspanya Cumhuriyeti, Adolf Hitler destekli Falanjist Parti lideri General Francisco Franco önderliğindeki milliyetçi, faşist güçlerin 1936’da başlattığı ayaklanma girişimi ile sarsılır. Bu ayaklanma girişiminin karşısına yurtseverler ve cumhuriyetçiler dikilir.

Franco, üç yıl süren İspanya İç Savaşı’nda muhalifleri yok etmek için bütün imkânlarını seferber eder. Barcelona kenti ve Barcelona’nın tesisleri bombalanır, Barcelona Kulübü’nün başkanı Josep Sunyol öldürülür, Barcelona’da forma giyen futbolcular vatandaşlıktan çıkarılır.

Franco sadece Barcelona üzerinde baskı kurmakla kalmaz. Real Madrid’i de dizayn etmek ister. Daha açık bir ifadeyle Franco’nun aklında Real Madrid’i cumhuriyetçilerden temizleme fikri, hedefinde ise Real Madrid’in cumhuriyetçi başkanı Rafael Sanchez Guerra vardır. Franco’nun emriyle Rafael Sanchez Guerra önce başkanlık koltuğundan indirilir, sonra atıldığı zindanda uygulanan işkenceler sonucunda öldürülür.

İspanya İç Savaşı 1939’da sonlandığında ülkenin yönetimini Franco ele geçirir ve İspanya’yı tam 36 yıl faşist bir diktatör yönetir!

Franco iktidarında sefa Real Madrid’in, cefa Barcelona’nın!

Franco, Primo de Rivera’nın izinden gitmektedir. Yani diktatörlük, faşizm, şiddet, muhalifleri yok etmek ve Barcelona’ya baskı…

Tarihler 1943’ü gösterdiğinde Real Madrid ile Barcelona, General Kupası’nın (şimdiki adı Kral Kupası) yarı final maçında karşı karşıyadır. İlk maçı 3-0 yenen Barcelona, rövanş maçında avantajlıdır. Ancak sahneye diktatör Franco çıkar. Olayın devamını Ali Ece, ‘Barcelona 2009: Tarihin en güzel takımı?’ başlıklı yazısında şöyle aktarıyor:

‘’Ertesi gün ise İspanya diktatörü Franco’nun devlet güvenliği direktörü, Barcelona takımını sarayına davet ediyor ve kısa kesiyor: “Size bir hatırlatma yapmak istiyorum. Unutmayın ki sizlere hayatınız bağışlandıysa ve futbol oynamanıza izin veriliyorsa, bunların hepsi de Franco’nun ‘insanüstü cömertliği’ sayesinde! Rövanşta merhametimizi zorlamayın!”

Franco’nun emriyle yapılan bu tehdit, Real Madrid’in El Clasico maçında Barcelona’yı 11-1 yenmesiyle sonuçlanır.

Diktatör Franco’nun sahneye çıkışları bununla sınırlı değildir.

Yıl 1953… Kolombiya’nın Millonarios Kulübü’nde kiralık olarak forma giyen Alfredo Di Stefano, Real Madrid ile Barcelonalı yetkililerin izlediği bir hazırlık maçında dikkatleri üzerine çeker. Barcelona cephesi erken davranarak Di Stefano ve kulübü River Plate ile anlaşır, kontrat imzalar. Ancak Franco’nun etkisi altındaki İspanya Futbol Federasyonu, Barcelona’nın imzaladığı bu kontratı tanımaz ve Di Stefano’nun bir yıl Real Madrid, bir yıl Barcelona’da oynamasını talep eder. Barcelona bunu kabul etmez. Bunun üzerine Real Madrid Başkanı Santiago Bernabeu, Di Stefano’yu transfer eder. Böylece Franco, çocukluk arkadaşı Bernabeu’ya Real Madrid tarihine geçecek bir ‘hediye’ vermiş olur.

Diktatörlüğün sonu ya da Barcelona’nın diktatörlüğe karşı zaferi

Devlet televizyonlarında sürekli maçları verilen ve ciddi miktarlarda devlet kaynakları ayrılan Real Madrid, İspanya’da şampiyonlukların da sahibi olur. Real Madrid’in bu yükselişine, popülerliğine ise yeşil sahadaki rakibi Barcelona ve Johan Cruyff ‘dur’ der!

1973’te Johan Cruyff için hem Real Madrid’den hem de Barcelona’dan teklif alan Ajax, Real Madrid ile anlaşmak ister. Ancak Johan Cruyff, Barcelona’yı tercih eder. Bu tercihini ise yıllar sonra bir röportajında, 10 maddede Johan Cruyff başlıklı yazıda da değindim, şöyle açıklar:

‘’Hiçbir zaman Franco ile bağlantılı bir kulüpte oynamam. O dönemde bir Katalan ekibinde yer almak bir meydan okumaydı ve Barcelona bir kulüpten fazlasıydı.’’

Franco Katalanca’yı yasaklamıştır. Buna rağmen Cruyff, yeni doğan oğluna Katalanca bir isim olan Jordi’yi verir. Ancak Johan Cruyff’un ve Barcelona’nın Franco ve Franco destekli Real Madrid’le işi henüz bitmemiştir. 17 Şubat 1974’te oynanan ve Johan Cruyff’un 1 gol atıp 3 asist yaptığı El Clasico maçını Barcelona 5-0 kazanır. Bu maç Katalanlar için Franco diktatörlüğünün sonunun başlangıcı, Johan Cruyff’a ise ‘El Salvador’ (Kurtarıcı) lakabının verilmesi demektir.

Franco aynı yılın Temmuz ayında çeşitli sağlık sorunları yaşamaya başlar. Bir yıl sonra ise önce komaya girer, sonra ölür. Bu, 36 yıl süren faşist Franco diktatörlüğünün sonunun tescillenmesi demektir.

Franco’nun ölümünden sonra Barcelona ile Real Madrid arasındaki rekabet siyasi alandan futbola doğru kaymaya başlar. Günümüze yansıması bu şekilde de olsa El Clasico maçlarının siyasi ve tarihsel geçmişini unutmamak lazım.

*Bu rekabeti bir de, ‘’Derbiler Tarihi (1)’’ başlıklı podcast yayınımızdan dinleyebilirsiniz.