hillsborough faciası

FA Cup’ın unutulmaz acısı: Hillsborough Faciası

Utku Gel


Football Association Challenge Cup ya da yaygın kullanılan adıyla FA Cup… İngiltere’de ilk kez 1871’de düzenlenen bu organizasyon, 1. Dünya Savaşı ile 2. Dünya Savaşı yıllarında kesintiye uğrasa da dünyanın en eski kupasıdır. Haliyle Ada futbolunun da en köklü turnuvasıdır. FA Cup tarihi bu özelliğiyle çokça önemli ve güzel anlarla doludur. Ancak 1989’da yaşanan Hillsborough Faciası, turnuvanın tarihine kara bir leke ve unutulmaz bir acı olarak geçer.

1988-89 FA Cup, her zamanki gibi başta İngiltere olmak üzere dünyanın birçok yerinde heyecanla beklenmektedir. Kasım 1988’de başlayan turnuvanın 1. ve 2. Tur aşamalarından sonra yazımızın konusu olacak takımlar, yani Liverpool ve Nottingham Forest, devreye girer. 3. Tur’da Nottingham Forest Ipswich’i, Liverpool ise Carlisle United’ı 3-0’la geçer. Bir sonraki turda Nottingham Forest Leeds United’ı, Liverpool’da Milwall’ı 2-0 yener. 5. Tur’da Nottingham Forest, Watford’u 3-0’lık rahat bir skorla geçerken, Liverpool’da Hull City’yi 3-2 yener. 6. Tur’da Nottingham Forest zorlu Manchester United maçından 1-0’lık galibiyetle çıkmayı başarırken, Liverpool da Brentford’u 4-0 yener. Böylece bir üst tura yükselen bu iki takım yarı finalde eşleşir.

Faciaya giden süreç…

O dönem, kupanın yarı final maçları tarafsız sahada oynanmaktadır. Dolayısıyla Liverpool - Nottingham Forest maçının adresi İngiltere’nin kuzeyinde yer alan Sheffield şehrinin Hillsborough Stadı olur.

Maç biletleri günler öncesinden tükenir. Yetkililer ve medya ‘bileti olmayan taraftarların maça gelmemesi’ yönünde uyarılar yapar. Ancak maça ilgi büyüktür. Tabii Liverpool cephesinde bu ilgi daha yüksek boyuttadır. Öyle ki maç günü bilet bulamayan binlerce Liverpool taraftarı Hillsborough Stadı’nın önündedir. Liverpoollu taraftarların bu yoğun ilgisine rağmen kendilerine stadın kapasite olarak daha küçük olan ‘Leppings Lane’ tribünü verilir. Bu bölüm hınca hınç dolar. Nottingham Forest taraftarları ise ‘Spion Kop’ olarak bilinen tribünde yerlerini alır. Maçın başlama zamanı yaklaşır. Stadın dışındaki binlerce Liverpool taraftarı hareketlenir ve kapasite olarak yetersiz olan tribüne girmek için kapılara yönelir.

Bu yığılma sonrası Yorkshire Emniyeti, maçın başlamasına birkaç dakika kala turnikelerin yetersiz kalması nedeniyle sıkışıklığın önüne geçmek için turnikesiz olan acil çıkış kapılarından birini açar. Binlerce Liverpool taraftarı da buradan içeri girer. Bu taraftarların önemli bir kısmı da sıkışıklığın olduğu ana tünele girince panik ve izdiham başlar.

Daha önceden Leppings Lane tribününde yerleri alanlar, yukarıdan gelenlerin baskısıyla balkonlardan düşer. Alt tribündekiler ise tel örgülerin önünde sıkışır, nefes alamaz ve ezilmeye başlar. Tel örgüler daha fazla dayanamaz ve yıkılır. İzdihamdan kaçan Liverpoollu taraftarlardan kendini kurtaranlar ise can havliyle sahaya atlar. Bir kısmı ise Leppings Lane tribünün hemen üzerinde yer alan West Stand tribününde bulunanların uzattığı elleri tutarak yukarı çekilir, kurtulur. Dakikalar 6’yı gösterdiğinde maçın hakemi Ray Lewis maçı durdurur. Çünkü Leppings Lane tribününde can pazarı yaşanmaktadır!

Saha içerisinde de vahamet sürmektedir. Hayatta kalanlar, yaralılara yardım etmeye ve ambulanslara taşımaya çalışırken güvenlik güçlerinin engeliyle karşılaşır. Çünkü güvenlik güçleri, Liverpoollu taraftarların Nottingham Forest tribünlerine yönelebileceğini düşünmektedir! Dakikalar ilerledikçe facianın boyutu daha da ağırlaşır. Günün sonunda Liverpoollu taraftarlardan 96’sı hayatını kaybederken, 766’sı da yaralanır. Hayatını kaybedenler arasında, o gün 9 yaşında olan ve ileride Liverpool’un efsanelerinden olacak Steven Gerrard’ın 10 yaşındaki kuzeni Jon-Paul Gilhooley de vardır. Gerrard, 2006’da kaleme aldığı otobiyografisinde şunları söyler:

‘’Liverpool'un genç takım antrenmanlarında kendimi göstermeye çalışırken Jon-Paul benim için büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Liverpool forması ile ilk maçıma çıkarken ailesi bana ‘seni görseydi seninle gurur duyardı’ dediler. O ilk maçımda hep onun beni izlediğini düşünerek oynadım. İkimizin hayalini gerçekleştirmiştim. Bunu daha önce hiç kimseye söylemedim, evet her zaman Jon-Paul için oynuyorum.’’

Gerçekler gizlendi, facianın üstü örtülmeye çalışıldı

Herkes, olayların nasıl olduğunu merak etmekte ve açıklama yapılmasını beklemektedir. Devreye dönemin İngiltere başbakanı “Demir Lady” ünvanlı Margaret Thatcher girer. Önce facianın yaşandığı stadı ziyaret eder ve görevli polislerden ‘bilgi’ alır. Sonra bu ‘bilgiler’ ışığında The Sun gazetesi ‘’Gerçek’’ manşetiyle çıkar ve olayların sorumlusunun Liverpool taraftarları olduğunu açıkça ilan eder. Gazete işi daha da ileriye götürür ve bazı Liverpoollu taraftarların; ölenlerin cüzdanlarını çaldığını, görevini yapan polislerin üzerine işediklerini, sağlık görevlilerini engellediklerini yazar.

Gazetenin bu haberi ve UEFA başkanı Jacques George’un “Liverpool taraftarı vahşi” demeci zaten acılı ve öfkeli olan Liverpool taraftarlarını daha da kızdırır. Tepkiyi azaltmak isteyen The Sun gazetesi editörü Kelvin Mackenzie, Liverpool efsanesi Kenny Dalglish’i arayarak çözüm önerisi ister. Dalglish’in önerisi ise nettir:

‘’O, “Gerçek” yazan koca manşeti hatırlıyorsun değil mi? Tüm yapmanız gereken aynı boyutta “Yalan söyledik” yazılı bir manşet atmak. Belki o zaman affedilirsiniz!’’

Tabii ki bu öneri karşılık bulmaz. Çünkü hükümet, polis ve basın ortak hareket etmektedir. Sonuç olarak gerçeklerin üzeri örtülür ve ne polislerin yargılanması gündemdedir ne de hükümet yetkilerinin istifası…

‘Asla Yalnız Yürümeyeceksin’ ya da adalet mücadelesi

Ertelenen maçın yeni adresi Old Trafford olur. 7 Mayıs’taki maçta Liverpool, Nottingham Forrest’i 3-1 yener ve adını finale yazdırır. 20 Mayıs’taki finalde ise Everton’u 3-2 yenen Liverpool kupanın sahibi olur. Bu, buruk bir zaferdir…

Ancak Liverpoolluların Hillsborough acısı hala tazedir ve kamuoyunda ‘olayın asıl nedeninin açıklanması ve suçluların bulunması’ arzusu vardır. Çünkü soruşturmalar ya da raporlar tatmin edici değildir. Neticede, soruşturmaya savcı Lord Peter Taylor atanır. Taylor, 1989 başladığı soruşturmayı 1990’da tamamlar ve hazırladığı iki rapor futbol tarihine “Taylor Raporu” olarak geçer. Taylor ilk raporda, facianın sebeplerini açıklar. Yani raporda; polisin görevini yerine getirmediği ve ihmalkâr davrandığı, turnikesi bulunmayan kapıların açıldığı, içeri giren taraftarların boş olan kısımlara yönlendirilmediği yazılıdır. İkinci raporda ise stadyumlarda bu tarz faciaların yaşanmaması için alınması gereken önlemleri sıralar. Taylor raporunda, ayakta maç seyredilen tribünlerin koltuklandırılmasını ve tribünle saha arasındaki tel örgülerin kaldırılmasını önerir.

Yetkililer, bu önerileri kabul eder ve hemen harekete geçer. Artık Ada futbolunda ayakta maç izlemek ve tribünlerin önünde tel örgü bulundurmak tarihe karışır! Tabii güvenlik için atılan bu adımlar kısa bir zaman sonra İngiliz kulüpleri için bir fırsat kapısına dönüştürülür. Yani modernize edilen statlar; artık artan bilet fiyatları ve gelir seviyesi yüksek müşteriler demektir.

Öte yandan Liverpool Kulübü’nün ve taraftarlarının adalet mücadelesi ise henüz bitmemiştir. Hillsborough Faciası’nın ardından açılan soruşturmalar yıllarca sürer. Bu süre zarfında Liverpool cephesi faciayı unutturmamak ve suçluların cezalandırılması için her 15 Nisan haftasında tribünleri “96 için adalet!” (Justice For The 96!) pankartlarıyla donatır, Anfield’in önünde yer alan Hillsborough anıtında anma yapar.

Davalar bir türlü sonuçlanmaz. Faciada yakınlarını kaybeden ailelerin kurduğu vakıf ile Liverpoollu taraftarların adalet arayışı ise devam eder. 2009’da faciayı yeniden incelemek üzere bağımsız bir heyet oluşturulur. Heyet, üç yıl süren çalışmalar sonucunda ölümlerin "kaza" olduğunu söyleyen adli tıp kararının yanlış, polisin ise hatalı olduğunu açıklar. Bunun üzerine The Sun, ‘Asıl Gerçek’ manşetiyle çıkar. Tabii The Sun’un 23 yıl önce, ‘Gerçek’ manşetiyle çıkması ve Liverpool taraftarlarını suçlu ilan etmesi unutulmamıştır. Nisan 2013’te hayatını kaybeden Margaret Thatcher da unutulmaz. Liverpollu taraftarlar ‘Demir Lady’ye, Liverpool’un Reading’le oynadığı maçta açtıkları ‘Yalan söyledin, ölümünü umursamıyoruz!’ pankartıyla veda eder!

Faciadan hemen sonra ve davalar süresince tek ses olan Thatcher hükümeti, polis ve basın Liverpoollu taraftarlar nezdinde tek tek çözülür!

27 yıl sonra gelen adalet: İşte asıl gerçekler!

Ancak gerçeklerin üstü hala tozludur. 2012’deki gelişmelerden sonra, 2014’te Hillsborough Faciası ile ilgili yeni bir soruşturma başlatılır. Jüri, 2016’da facianın kaza olmadığını, suçlunun polis olduğunu ve ilgili polisler hakkında dava açılacağını kesin olarak açıklar.

Açılan bu davada gerçekler ortaya çıkmaya başlar. Bunun üzerine spor yazarı David Conn imzasıyla The Guardian’da, Nisan 2016’da bir yazı yayımlanır. Conn bu yazıyı; yaptığı araştırmalar, davalar süresince edindiği bilgiler ve davadaki itiraflar ışığında kaleme alır. Conn, yazısına faciadan günler öncesine mercek tutarak başlar:

‘’Yarı finalden sadece 19 gün önce, Sheffield’in Hillsborough Stadyumu’nda görev yapan, tecrübeli ve oldukça bilinen polis amiri Brian Mole aniden başka bir yere atanmıştı. Mole’un pozisyonuna ise David Duckenfield atanmıştı. Hillsborough’nun güvenlik tarihçesiyle alakalı çok az şey bilen ve daha önce Hillsborough’daki hiçbir maçta polis organizasyonunda görev yapmamış, hatta on yıldır göreve bile çıkmamış bir polis memuruydu. Öyle ki emniyetin olay tatbikat prosedürünü de barındıran kâğıt işlerine bakmamış ve sahaya adım dahi atmadan maç için uygulanacak planı iki gün öncesinden imzalamıştı.’’

Faciadan günler önce yaşanan bu zafiyetler aslında maç günü yaşanacakların da habercisidir. Duruşmada, Güney Yorkshire polis amiri David Duckenfield’in kapıyı açtığında insanların nereye gideceğine dair bir fikri olmadığını söylediğini belirten Conn, devam ediyor:

‘’Güney Yorkshire polisi ve Polis Federasyonu, Leppings Lane dışındaki Liverpool taraftarlarının bu felakette sorumlu olduğunu savunmuştu. Büyük bir çoğunluğu sarhoş olan bu taraftarların, polislerin “geri gidin” emirlerine itaat etmemesi de sebep olarak sunulmuştu. Hayatta kalanlar ise Leppings Lane’deki bu kaosta, sarhoşluk veya emre itaatsizlik gibi bir şeyin olmadığına ve polislerin düzenleme yapma konusunda pasif kaldığına dair kanıtlar sunmuştu.’’

Kanıtlar bununla da sınırlı kalmaz. Maçı yayınlamak için statta bulunan BBC, diğer medya kuruluşları ve kişilere ait kameralardan çekilmiş video ve fotoğraflar da uzun süren çalışmalar sonucunda bir araya getirilip dava dosyasına eklenir. Sonucunda polislerin olayları kötü yönettiği, ambulansların yetersiz kaldığı ve can pazarı yaşandığı görüntülerle tespit edilir. Conn, faciadan sonra yaşananları da aktarır:

‘’Dedektif polis Gordon Sykes, çok fazla insanın öldüğü ve yaralandığı bir yere polis ekibinden bir fotoğrafçı göndermiş. Savcı Mark George, Sykes’ı taraftarların alkollü olduğuna dair kanıt bulmak için “çöpü karıştırmak” ile suçladı. Sykes ilk başta bu suçlamayı reddetse de “ne olduğuna dair öyle ya da böyle kanıt bulmak için” yaptığını kabul edecekti. Hatta Skyes, sebebin bu olduğuna insanları inandırmak için kimi vekillere, ‘’Tek yaptıkları şey içki içmekti ve bu felaketin de sebebi bu. Bizim sesimizi meclise taşı ve onlara gerçekte ne olduğunu anlat.” diyecekti.’’

Güney Yorkshire Polis Federasyonu da olayların sorumlusunun ‘sarhoş taraftarlar’ olduğu yönünde sık sık açıklamalarda bulunur. Bunu ispatlamak içinse ‘sarhoş taraftarlar’ın bulunması gerekir! Conn, anlatıyor:

‘’Adli doktor Stefan Popper, tüm kan örneklerinin alınmasından ve diğer ayarlamaların yapılmasından sorumluydu. Sonradan öğrenildi ki orada yaralı olarak bulunan insanlardan da kan alınıp, o kan örnekleri de alkol testine tabii tutulmuştu. Alkol testleri 10 yaşındaki Jon-Paul Gilhooley’e bile yapılmıştı.’’

Conn’un yazısında; davanın seyrini değiştirecek ifadelerin silinmesi veya değiştirilmesi, sümen altı edilen kanıtlar ve daha fazlası vardır. Yukarıda belirttiğimiz gibi Conn bunları, dolayısıyla ilgili yazıyı; yaptığı araştırmalar, davalar süresince edindiği bilgiler ve davadaki itiraflar ışığında kaleme almıştır. Öte yandan Hillsborough Faciası sadece yazılara konu olmaz. Üzerine kitaplar da yazılır, belgesel de çekilir.

Ancak akıllarda ise tek bir soru vardır: Liverpool cephesi adalet mücadelesi vermeseydi gerçekler gizlenmeye devam mı edecekti?