Matthias Sindelar

‘Kağıt Adam’ Matthias Sindelar: Hazin ve onurlu bir futbol öyküsü

İsmail Sarp Aykurt


Bazı insanları sadece ölümlere bağlayarak hatırlamayı bir kenara koymak gerekli. Çünkü futbolcu Matthias Sindelar için hatırlanması gereken, o ölüm ile noktalanan kısa yaşamının ne kadar anlamlı olduğu, onurluca yaşandığı idi. Sindelar için ‘unutulmaz’ olan tek şey buydu ve öyle de kaldı.

Avusturyalı futbolcu Matthias Sindelar nadiren rastlanılacak bir futbol hikâyesine sahip. Ancak bu hikâye, hem farklı bir zaman diliminde hem de Nazi faşizminin Orta Avrupa’daki yoğun etkilerinin daha da artmaya başladığı bir dönemde gerçekleşiyor. Sindelar son golünü, 26 Aralık 1938 günü, Avusturya ilhakı düşüncesinin somutlandığı günlerde atıyor. Hem de Nazilerin kalesine...

Matthias Sindelar, 1903 yılında, Çekya’nın Moravya bölgesinde dünyaya gelen çocuklardan sadece birisi idi. 35 yaşında sonlandırılan kısa hayatı, babasını Birinci Dünya Savaşı’nda kaybedişi ya da Viyana’nın yoksul mahallerinde yaşanmaya çalışılan kısa bir hayat… Hepsi tek bir şey karşısında ‘aciz’ durumdalardı. O şeyin adı futboldu.

Matthias Sindelar futbol trenine biniyor

Hayatı, banliyölerde geçecekti ilk önce. Viyana’ya göç etmesiyle o günlerde zengin Yahudilerin takımı olarak ün yapan Austria Wien ile kesişen hayatı ona başka bir rota çizmiş olacaktı. Ancak buna zaman vardı.

Çelimsiz, kırılgan ve sıska bir fiziksel yapıya sahip olmasına rağmen çocukluktan beri düşkündü futbola ve bu tutku onu Hertha ASV takımı için oynamaya itti. 18 maça çıktı ve kendisini kabul ettirdi.

Matthias Sindelar çelimsiz, güçsüz görünümlü bir çocuktu ancak ‘kağıt’ gibi de hafifti. ‘Kağıt Adam’ (Der Papierene) takma ismi boşuna verilmemişti kendisine… Tekniği, hızı ve hafifliği bu lakabı almasına öncülük edecekti.

1924 yılına kadar Hertha ASV Viyana takımında oynadı. O dönem yaşanılan bir mali kriz ise, Sindelar’ın başka bir takıma satılmasına sebep oldu. Önemli teklifler de almasına karşın, tercihi Avusturya’da kalmaktı. Yeni adresi, Austria Wien Kulübü oluyordu.

Sindelar yeni kulübünde birçok başarıya imza attı. 1 şampiyonluk, 5 Avusturya Kupası ve 2 Orta Avrupa Kupası kazanmışlardı. Avusturya milli takımında da sürekli yer aldı. Zaten o dönemki takımlarına ‘Wünderteam’ deniyordu. Yani, harika takım…

Sindelar’ın etkisi kısa bir zaman zarfı içerisinde dikkat çekici boyutlara taşındı. 16 Mayıs 1931’de o dönemin iyi takımlarından ve Wembley’de İngilizlere 5 gol atacak kadar ileri giden, İskoçlara aynı tarifeyi uygulayan ve “Tuna Burgacı” denilen oyun planı ile fırtına gibi esen Avusturya takımında o da rol kapmayı başarmıştı.

Kısa süreli de olsa, antrenörü Hugo Meisl ile problemler yaşadı. Ancak, Avusturya halkının yoğun baskısı onu kısa bir aradan sonra yeniden takımın en büyük ismi yaptı. Ancak narin yapısı ve hakkında üretilenler hep gündemde kalmayı başardı. Narin ama üretkendi... Sindelar milli takım için 43 maçta 27 gol attı.

Tarafını ‘resmileştirme’ vakti: Naziler mi yoksa Avusturya mı?

Sindelar, dikkat çekmeyi bırakmadı. Bu ilgi, Naziler için de geçerliydi. Gecikmeden bir teklif geldi Matthias’a ve içerik de aşağı yukarı belliydi.

Ama bu yaşananların bir öncesi vardı. Avusturya’nın 1934’te faşist İtalya’nın milli futbol takımına mağlubiyeti, zaten Avusturya ile İtalya arasında var olan ilişki ağlarını deşifre ediyordu. Şansölye Engelbert Dolfuss’un Mussolini ile olan işbirliği bilinmiyor değildi. Galibiyet hep şaibeli kaldı.

12 Mart 1938 günü ise Avusturyalılar için hazin günlerin başlangıcıydı, keza Matthias için de... Hitler’in Almanya’yı genişletme (lebensraum) çabalarından biri olan Anchluss (Avusturya’nın Naziler tarafından ilhakı) Avusturyalıların üzerine bir garabet gibi çöktü.

Matthias, 3 Nisan 1938 günü Ostmarck karması ile Almanlara karşı oynamayı kabul ettiğinde tarihin akışının değişmeye başladığı anlaşılmış oldu. Belki de kısacık hayatının en iyi maçını çıkaran Matthias Sindelar, hem kendi hem de arkadaşının attığı golden sonra “üst düzey Nazilerin” önünde yaptığı sevinç gösterisiyle hedef tahtasına oturtulacaktı artık.

Ostmarck ve Altreich arasındaki maç, “Avusturya” tezahüratları arasında, beklenenin aksine ve Karl Sesta’nın 40 metreden attığı gol ile küçük düşürülen Nazilerin kayıtlara geçmesiyle sonlanacak ve Matthias bir futbol mitine dönüşecekti. Biraz daha vardı...

Baskı ve direnişin iç içe geçtiği günler birbirini kovalayacaktı, çok kısa bir gelecekte. Matthias’ın işlettiği bir kafeye Nazi posterlerinin asılmaması ona baskı kurmanın ve hedef hâline getirmenin yolu olacaktı.

Sindelar’ın Nazi Almanyası milli takımı için oynaması istenmişti. O dönemlerde pek de iyi durumda olduğu söylenemeyecek olan Nazi milli takımı, kurtuluşu Sindelar ve diğer Avusturyalı futbolcularda aramaya başladı. Bazı futbolcular bu çağrıya olumlu karşılık vermişlerdi. Ancak Matthias için cevap çoktan belliydi. Bu teklifin Matthias Sindelar için tek bir anlamı olabilirdi. İhanet ve hakaret! Teklifi iki kez reddetti; Futbolun Mozart’ı, Der Papierene...

Birçok ‘yeni’ oyuncunun katılımıyla yeni bir omurgaya kavuşan Nazi milli takımı, bunun üzerine bir maç organize etmeye girişti Avusturyalılarla. Bu arada Sindelar da, ‘yahudi dostu’ etiketi ile şüpheliler listesinin ilk sırasında, ölüm ile yaşam arasında sıkışmıştı.

1938’deki maç zaten bir ‘dostluk’ karşılaşmasının ötesindeydi. Ortada dostluk falan zaten yoktu. Ama kim bilebilirdi ki kumpasın ortasında, gerçeklerin başkaldıracağını... 90 dakika oynayan Sindelar maçta bir gol attı ve Nazi kurmayları şaşkın bir halet-i ruhiyeye büründü. Şaşkınlık yerini kızgınlığa terk etti. Sindelar’ın sevincini Nazi delegasyon önünde yaşaması bilinen sonun, bilinmeyen başlangıcı oldu.

Sindelar’ın ölümü gerçekten ‘faili meçhul’ mü?

Maçtan bir sene sonra bir Ocak günü, Sindelar’ın takım arkadaşı Gustav Hartman, arkadaşından haber alamıyordu. Oturduğu evin kapısını telaşla kırdı ve Matthias ile yahudi sevgilisi Castagnola’nın cansız bedenleri ile karşılaştı.

Polis raporlarına geçen ölüm raporlarında karbonmonoksit zehirlenmesi işlenmişti. Kimileri de bunun bir intihar olduğunu iddia etti. Ancak 2000 senesinde BBC’de yayımlanan bir röportajda, Sindelar’ın yakın bir arkadaşı Egon Ulrich şöyle söylemekteydi:

“Nazi kanunlarına göre, adi bir suçtan öldürülen veya intihar eden birinin cenazesi kalkmıyordu. O yüzden bir şey yapmak zorundaydık, olayın aslını bilmiyorduk ama ölümüne dair var olan kriminal veriler yok edildi. Bir subaya rüşvet verilmişti.”

Polisler, Avusturya gazetelerine bacada bir problem olmadığını beyan ederler. Ancak zaman geçse de bunun bir karşılığı olmaz. Olmadığı gibi 2. Dünya Savaşı esnasında “kaybolduğu” iddia edilen evraklar nedeni ile savcılık dosyayı kapatır. Avusturyalılar için ise o dosya hiç kapanmaz.

Sindelar bugün bile 43 maçta attığı 27 gol ile en önemli golcüleri arasındadır Avusturyalıların. Ama kendisini “sona” iten en önemli golünün yeri her zaman ayrı kalmıştır. Bugün bile antifaşist Avusturyalılar, Zentralfriedhof’taki mezarında şarkılar ve marşlar ile anmaya devam etmektedirler Sindelar’ı.

Nazi formasını reddettiği, Hertha’ya karşı gol atıp, Nazi subayların ve diktatörlerinin fiyakasını bozan Sindelar, Avusturyalıların gözünde bir milli kahramana dönüşmüştür.

Sindelar’ın cenaze törenine yaklaşık 200 bin kişi katılır. Sindelar artık futbol tarihinin eşssiz bir parçasına dönüşmüştür. Tüm halkın inancı, Nazilerin bu onurlu Avusturyalıdan intikam aldığı yönündedir. Atılan goller, o günden sonra başka bir anlama bürünür. Matthias kesinlikle ‘çelimsizin’ tekidir, ancak hiç onursuz olmamış, ihanet etmemiştir…

Onu ve futbolunu, tiyatro eleştirmeni Alfred Polgar şöyle not eder:

“Futbolu bir büyük ustanın satranç oynaması gibi oynardı; Geniş bir zihinsel kavrayışla, hareketleri ve karşı hareketleri önceden hesaplayarak, her zaman tüm ihtimallerin içinde en umut verici olanı seçerek oynardı. Eşsiz bir top avcısı ve sürpriz kontratakların deneyimli aktörüydü. Bitip tükenmek bilmeyen taktiksel aldatmacalar düşünür, bunları çalımların karşı konulmaz hale getirdiği gerçek bir atak hamlesi izler, rakipler bir beceri parıltısıyla, incelikle kandırılmış olurlardı.”

Matthias Sindelar, nam-ı diğer Der Papierene, futbolun tarihinin uzun kitabında, eşsiz bir ‘kağıt sayfa’ olarak yer tutmayı sürdürüyor. Belki kırılgan ama hiç kırılmamış olarak...