busby bebekleri

Trajik bir uçak kazası: Busby’nin Bebekleri

Arda Gel


Her futbolseverin hayali kendi kulübünün kurduğu scout ekibinin keşfettiği veya altyapıdan çıkan gençler ile başarılar kazanmaktır. Bundan dolayıdır ki bu spora az çok ilgi duyan hemen herkesin Ajax ekolü veya La Masia denilince gözlerinin içi güler. Bugün size en az bu örnekler kadar başarılı olan ve Busby’nin Bebekleri olarak anılan bir yapılanmanın trajik sonunu anlatacağız. Sir Alexander Matthew Busby, Manchester United’ın efsane teknik adamı 1945-1969 yılları arasında kesintisiz olarak Kırmızı Şeytanlar’ın hocalığını yaptı. Bir sezon ara verdi ve 1970-71 sezonunda bir yıl çalışmak üzere tekrar döndü. Toplamda 25 yıllık unutulmaz bir kariyer... Belki de Manchester United’ın genlerine İskoç teknik adamlarla uzun ve uyumlu çalışma bu dönemde kodlanmıştır. Biz bu filmi bir kez daha Sir Alex Ferguson ile görmüştük.

Busby’nin Manchester United'ı

Şimdi hikâyenin en başına gidelim. Savaş yılları her zaman futbolun sekteye uğradığı durağanlaştığı dönemlerdir. Sonrası ise yeniden atılım yılları olarak kodlanabilir. Dönemin futbol adamlarının toplumdan yalıtık bir yaşam sürmeyip hayatın her alanında oldukları göz önünde bulundurulursa söylediklerimiz  sanırım daha fazla anlam kazanacaktır. Bu söylediklerimizden gayet tabii futbolun beşiği olan İngiltere’de azade değildir. Manchester United bu yıllarda atılımı, herkesin hakkında çok fazla bir şey bilmediği ve henüz 36 yaşında olan Matthew Busby’i teknik direktörlük görevine getirerek göstermiştir. Bu durum İngiliz futbol kamuoyunda bir miktar şüphe ile karşılansa da Busby futbol tarihinin gelecek 25 yılına damga vuracağı bir serüvene başlıyordu.

Busby gençlik aşısı konusunda en az kendisini göreve getiren Manchester United yönetimi kadar cüretkârdı. Tüm ülkeye yayılan bir gençlik taraması ile kimsenin adını sanını bilmediği transferlerle United’ı kısa sürede iddialı bir takım haline getirmişti. Gençler, Manchester United’a beklenen başarıyı getirmişti. Busby’nin United’ı 1947 ve 1948 yıllarında FA Cup kazanarak önemli bir çıkış yakaladı. Bunu, 1949 ve 1951’de Premier Lig ikincilikleri ve nihayet 1952’de gelen Premier Lig şampiyonluğu izledi. 1956’da ligi bir kez daha şampiyon bitiren takımın yaş ortalaması sadece 22’ydi.

Ertesi yıl ise aynı takımla bu başarıyı tekrarlayarak gerçekleşenin tesadüf değil üstün bir başarı öyküsü olduğunu kanıtlayacaklardı. Bu dönemde Unitedlı futbolcular yaşlarından ötürü “Busby Babes” yani “Busby’nin Bebekleri” olarak tanınıyorlardı. Genç yaşlarına rağmen kolektif futbolun en önemli örneklerini sergileyen bu ekip içerisinde en göze çarpan isimlerden biri üstün yetenekleri sayesinde ileride “Sir” ünvanı da alacak ve dünya futbolunda büyük izler bırakacak olan Bobby Charlton’dı. Takımı bu başarılara taşıyan genç ekibin diğer önemli isimleri ise Duncan Edwards, Dennis Viollet, Geoff Bent, Roger Byrne, Mark Jones, Jackie Blanchflower, Wilf McGuinness, David Pegg, Bill Foulkes, Eddie Colman, Albert Scanlon, Tommy Taylor ve Liam Whelan şeklinde sıralamak mümkün.

Ligde fırtınalar estiren Busby’nin Bebekleri tabii ki Avrupa’da da adından söz ettirecekti. Ne var ki ilk olarak 1955 yılında başlayan Avrupa Kupası’na İngiliz takımları kendi liglerinin kuralları nedeniyle katılamamışlardı. Dolayısıyla Avrupa'nın, bu genç adamları yakından tanımak için bir yıl beklemesi gerekecekti.

1956-57’deki kupaya katılarak bu kupada yarışan ilk İngiliz takımı olan United, yarı finale kadar yükselmiş ama burada İspanyolların güçlü ekibi Real Madrid’e yenilerek turnuvaya veda etmişti. Buna rağmen gösterilen performans hemen herkesin United’ı 1957-58’deki kupanın favorilerinden biri olarak görmesine yetiyordu. Bir sonraki sezon, herkesin tahmin ettiği üzere, Manchester United kupada iyi gidiyordu. Shamrock Rovers ve Dukla Prag’ı hem kendi evinde hem de deplasmanda oynanan maçlarda yenerek eleyen Busby’nin Bebekleri, çeyrek finalde karşılaştığı Kızılyıldız'ı da İngiltere'deki ilk maçta 2-1 mağlup etmeyi başarmıştı. Rövanşta alınacak bir beraberlik bile United’ın yarı finale çıkmasına yetecekti. Bu altın jenerasyon bunu da başararak kendileri için yeterli olan beraberliği 3-3'lük bir skorla kopararak, İngiltere’ye Avrupa Kupası yarı finalisti olarak dönmeyi hak ediyordu.

Münih Faciası: Efsane takımın sonu!

O dönemde, şimdilerde gayet sık uygulanan, fikstür değişimleri yaşanmadığından cumartesi günkü ligde oynayacakları maça hazırlanmaları için az bir vakitleri kalmıştı. Onları maça hazırlamak için ekstra süre sağlayabilecek tek ulaşım aracı ise kuşkusuz uçaktı. Zaten yine aynı nedenlerden dolayı maça gelirken de Airspeed Ambassador G-ALZU tipi bir uçak kullanmışlardı. Kulüp, yine aynı tipte olan British European Havayolları’nın 606 sefer sayılı uçağını takımın İngiltere’ye dönüşü için ayarladı. Ayarlandı derken aceleye getirilen, yalap şalap bir araçtan bahsetmiyoruz. Şöyle ki; bu uçakların hizmet vermeye başladığı 1952’den bu yana yaptıkları onca sefere rağmen tek bir kaza bile yaşanmamıştı. Uçakta sadece futbolcular yoktu. Onlarla beraber idareciler, kulüp çalışanları, İngiliz spor gazetecileri, taraftarlar ve yolcular da olacaktı.

Uçak, futbolculardan Johnny Berry’nin pasaportunu kaybetmesi dolayısıyla bir saat kadar rötarlı kalkış yaptı. Uçağın yakıt ikmali yapmadan Yugoslavya-İngiltere arasındaki mesafeyi kat etmesi mümkün değildi. Belirlenen yakıt ikmal noktası Münih’ti. Münih’e kadar yolculuk sorunsuz geçti. Kaptan pilot James Thain plânlandığı gibi uçağa yakıt aldıktan sonra yeniden havalanmak üzere harekete geçti. Pilot tüm kalkış rutinlerini iki kez aynen tekrarlamak zorunda kaldı çünkü motorlardaki bir sorun nedeniyle kalkmayı başaramamıştı. Pilot Thain, pistte üçüncü ve son denemesine giriştiğinde saatler sabaha karşı 03.04’ü gösteriyordu. Kalkışın hemen ardından uçak önce havaalanını çevreleyen engellere, sonra da o sırada kimsenin yaşamadığı bir eve çarparak düştü.

Uçaktaki 43 yolcudan 23’ü hayatını hemen kaybederken ölenlerin 7 tanesi henüz Avrupa Kupası’nda yarı finale yükselmiş takımın futbolcularıydı: Geoff Bent, Roger Byrne, Eddie Colman, Mark Jones, David Pegg, Tommy Taylor ve Liam Whelan. Fakat bunlar ne yazık ki son olmayacaktı. Bugün hâlâ Manchester United’ın gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları arasında gösterilen Duncan Edwards ise kazadan sonra hastanede 15 gün boyunca verdiği yaşam mücadelesini kaybedecekti. Doktorlar onun verdiği hayata tutunma savaşını hayretler içinde izlemişlerdi. Duncan Edwards tüm zamanların en iyi futbolcularından olan Bobby Charlton’a bile şunu dedirtmişti:

“Bana kendimi daha aşağı hissettiren bir futbolcu varsa, o da Duncan’dı.”

Kazada yalnızca futbolcular ölmemişti elbette. Ölenlerin çoğunluğunu İngiliz spor gazetecileri oluşturuyordu. Takımın iki antrenörü, bir taraftar ve kulüp sekreterinin dışında yolculardan ve uçak ekibinden de ölenler olmuştu. Kurtulanların da kazayı ucuz atlattıkları söylenemezdi. Futbolculardan Johnny Berry ve Jackie Blanchflower kazada aldıkları yaralar nedeniyle futbola çok erken veda etmek zorunda kaldı. Teknik Direktör Matt Busby de kazada ciddi biçimde yaralandı ve epey bir süre hastanede yatmak zorunda kaldı. Bu süre içerisinde iki defa ölüme çok yaklaştı fakat hayata tutunmayı başardı. Kazadan sonraki hafta sonu İngiltere ve Avrupa’da bütün maçlardan önce, olması gerektiği gibi, iki dakika saygı duruşu gerçekleştirildi. Manchester United’a elenen Kızılyıldız takımı, fair playin en güzel örneklerinden biri sayılabilecek şekilde United’ın 1958 Avrupa Kupası’nın onursal şampiyonu olmasını önerdi.

Kazadan sonrası ya da Busby’nin Bebekleri yeniden diriliyor

Bu kaza yankılarıyla kamuoyunda çok uzun süre tartışıldı. Bir görüş pilotun kalkışta ısrar etmesinin büyük bir teknik hata olduğundan bahsederken, bir başka görüş ise kazadan Alman yetkilileri sorumlu tutarak pistin çok kısa olduğunu dolayısıyla pisti çevreleyen engellerin aprona yakınlığının kazadaki en önemli neden olduğunu savundu. Fakat kazada kimin suçlu olduğu konusu hâlâ tam olarak netlik kazanmış değil. Kesin olan tek şey dünya futbol tarihinde ne yazık ki son olmayacak uçak kazaları trajedilerinden birinin yaşanmış olduğu.

Busby’nin yokluğunda takım Jimmy Murphy’e emanet edildi. Yedeklerden ve genç takım oyuncularından oluşan yeni takım bu trajediden sonra ligde çok başarılı olamasa da FA Cup finaline çıkmayı başardı. Finalde kaybetmesine rağmen bu büyük travma göz önüne alındığında çok büyük başarıydı. Yeni sezonda sağlığına kavuşarak takımın başına geçen Busby, yeni nesil bir “Busby’nin Bebekleri” takımı kurdu. Bu takımın yeni oyuncularından biri de efsane futbolcu George Best’di. Kazadan on sene sonra 1968’de Avrupa Kupası’nı kazanarak efsane takıma selam çakan Manchester United’ın futbolcuları arasında Münih Faciası’ndan kurtulan Bobby Charlton ve Bill Foulkes da vardı.

Bu büyük trajediyi BBC, United isimli filmle anlatırken; Manchester United Kulübü ve taraftarları ise her yıl düzenledikleri programlarıyla anmaya devam ediyor.