Can Yücel Kayserispor-Sivasspor

Can Yücel yazarsa: Kayserispor-Sivasspor faciası

Utku Gel


Can Yücel... Daha önce hayatını, futbola olan ilgisini ve kaleme aldığı ‘Gool’ şiirini paylaşmıştım. Yazının sonuna ise ‘’Can Yücel'in futbola ilgisi bu kadar değil. Devamını başka bir yazıya sakladık.’’ notunu düşmüştüm. Devamına başlamadan önce, bahsettiğim yazıdan Can Yücel’e ait şu sözü aktarayım:

“Futbol vardı, futbol oynuyordum. İyi bir futbolcu olacaktım. Nasıl gol atacağım hala rüyama girer… Zaten şiirde de hep nasıl gol atacağımın peşindeyim ya!”

Evet, Can Yücel nasıl gol atacağının peşindeydi ama bunu sadece şiirde yapmadı.

Köşe yazılarında da gol atma peşinde

Can Yücel’in dergilerde yazma macerası 1945’te başladı. Çeşitli dergilerde köşe yazarlığı yaptı. 1967’de ise yolu, Türk edebiyatının önemli isimlerinden Yaşar Kemal, Fethi Naci ve Doğan Özgüden tarafından kurulan Ant dergisi ile kesişti. Dergi 12 Mart 1971 darbesiyle kapandı, Can Yücel de hapis cezasına çarptırıldı.

Ama biz derginin faaliyette olduğu, Can Yücel’in ise henüz hapishaneye düşmediği zamanlara geri dönelim. Yani Can Yücel’in Ant dergisinde köşe yazarlığı yaptığı zamanlara… Dergideki işini genel olarak iyi, zamanında yapsa da kimi zaman aksatır. Çözümünü ise kendine has üslubu ve tavırları ile yapar. Nasıl mı? Derginin kurucularından ve genel yayın müdürlüğünü yapan Doğan Özgüden’e kulak verelim:

‘’Ant'ı normal olarak cumartesi gecesi baskıya sokuyorduk. Mürettiphane ve matbaa kendimize ait olmadığı için anlaşmada belirlenen takvime saati saatine uymak zorundaydık, yoksa derginin çıkmaması tehlikesi vardı. Cumartesi günü son olarak ben haftalık yorumu yazıyordum ve dergi öğle üzeri bağlanıyordu. O andan itibaren dünya yıkılsa dergiye bir şey koymanın olasılığı yoktu.

Normal olarak fıkrasını hafta içinde getirmiş olması gerekirken, Can bazen ortalıkta görünmez, onun köşesine bir başka yazı koyardık.

Bunu çok iyi bildiği halde Can bazı cumartesi günleri öğleden sonra elinde fıkrasıyla benim büroyu basar, dergiye koymam için kıyameti koparırdı: “Bak Doğan, bu fıkra çok önemli, mutlaka yayınlanmalı. Sen istersen yaptırırsın. Yoksa kapının önüne yatar, bir daha da kalkmam…”

Kendisini öylesine severdik ki, İnci de binbir bahane öne sürerek mürettiphaneyi ikna eder, Can'ın yazısının yayınlanmasını sağlardı.’’

Can Yücel: Top uğruna, sana bana ölüm var!

Can Yücel dergide çalışadursun tarihler 17 Eylül 1967’yi göstermektedir. Dönemin 2. Ligi’nde Kayserispor sahasında Sivasspor’u ağırlamaktadır. Maç öncesi taraftarlar arasında başlayan gerginlik başlama düdüğüyle maça sıçrar. Olaylar büyür ve yaşanan izdiham sonucunda 43 kişi yaşamını yitirir, yüzlerce kişi yaralanır. Bu olay ülke futbol tarihinin en büyük faciası olur.

Ant dergisi bu olaya kayıtsız kalmaz ve 26 Eylül 1967 tarihli 39. sayısı ‘Suçlu kim? Kayseri’de niçin kan döküldü?’ başlığıyla çıkar. O sayıda Can Yücel de bu olaya değinir. İşte Can Yücel’in ‘Gooool!.. ve Defooool!...’ başlıklı yazısı:

‘’Orhan, Şeref’e geçirdi; Şeref, Ulvi’ye... Hay sağlıcakla geçiremez olaydın!.. Ulvi hızlandı... Gözünü seveyim, ağırdan al biraz!.. Sanki biz öyle demedik, hâlâ koşturuyor herif!.. Şimdi de tuttu, müsait pozisyondaki Kâmil’e verdi... O, ocağı sönmiyesice de aldı, Faruk’a aşırdı. Sırıtkan Faruk, gine de içli çocuk, ‘’Günah benden gitsin!’’ dedi, üstünden atladı... Aksiliğe bak sen, top gelip Orhan’ın ayağına çarpmaz mı!.. Allah kahretsin!.. Goooooool!.. Millet fırladı yerinden... Taşlar uçuşuyor havada... Şişeler, bıçaklar parladı... Bir kurşun geçti kulağımın dibinden... Bunun böyle olacağı belliydi zaten... Ahmet, Ahmed’e; Mehmet, Mehmed’e; mübalâğa cenk olundu... 40 ölü, 600 yaralı, 60’ı ağır...

O, üç tahta parçasının arasından geçip yırtık ağa takılan, bildiğimiz top değil de, başka bir matah sanki!.. Kardaş, Yunan gâvuru mu girdi kalemize, n’oluyorsun yahu!.. Enosis mi ilan edildi, Altıncı Filo topa mı tuttu İzmir’i, ekmeğini mi aldılar elinden, haksız yere işten mi attılar, kundak mı soktular gecekonduna, mütegallibe mi oturdu toprağının üstüne, karını-kızını koltukevine mi kapattılar?.. Ne diye kan bürüyor gözünü böyle?.. Olup olacağı bir ayaktopu maçı, kazansan da olur, kaybetsen de... Yeter ki insanlık haklarına, yurttaşlık onuruna, millî bağımsızlığına kastetmesinler!..

Ne memleket, şimdi, üzerinde gencecik ölülerin yattığı bu yoz alan; ne de dünya, bu çamurlu top!.. Gel gör ki, Devlet Hastanesi’nde yaralılardan Uğur Taluy, yatağın içinde emekliye emekliye, ‘’Görmüyorum, ışıkları yakın, topu görmüyorum’’ diye sayıklıyor… Ben de biliyorum, kardaş asıl kabahat, rotatifleriyle, mikrofonlarıyla, totolarıyla, kotalarıyla dünyayı, o koskoca, o pırıl pırıl, o rengarenk, o güle-oynıya yaşanası dünyayı o çocukcağızın gözünde küçülte, kararta bir s..tirici meşin top haline getirenlerde… Asıl suç, üç-buçuk para babası, kapanık Anadolu illerinde top atmasın, top oynatıp vurgun vursun diye, senin memleketine, Sivas’ına, Kayseri’ne bağlılığını sömürenlerde...

Yöneticilerimiz, bu milletin başına göz-göre-göre ve geliyorumla belâ geldikçe, ‘‘Gerekli tedbirler artık alınacaktır!’’ diye yaramıza tuz basan yöneticilerimiz, ‘’başsağlığı’’ demeçleri yolluyorlar sana... Sözüm meclisimizden dışarı, hani elektrik sandalyesinin eşiğinde ‘’Son sözün ne?’’ diye sormuşlar Amerikalıya, Amerikalı da ‘’Bu bana çok iyi bir ders olacak!’’ demiş... Bari bizimkiler de, ‘’baş’’ yerine ‘’kafa’’ sağlığı demeçleri yollasalar da... Sen de, hafta-sekiz-gün-dokuz, yoz alanlarda ‘‘Goooool!’’ diye birini vuracak yerde, gelecek seçimlerde kendilerine dört dörtlük bir ‘Defooool!’ çeksen!.. Ama onlar ‘’kafasağlığı’’ telgrafları çekmeseler de, şimdiye dek senin çektiğin, aklını başına toplamak için yetti de, arttı bile. Sen de biliyorsun, bu ‘’defooool’’un da folu var yumurtası da…

Duyduk hep Kayseri’nin valisi, o gün sabahtan koyulmuş yola, Geysi bağlarına varmış kuşluk vakti; kurdurmuş sofrasını, epiy bir parlattıktan sonra başlamış türküye:

‘Geysi bağlarında bir top gülüm var!’

diye, okumuş yukarlardan... Ne bilsin hazret… umurunda mı? O sırada, Kayseri’de, aşağıda, ‘’Top uğruna, bok yoluna, sana bana ölüm var.’’

Allah inandırsın sizi, kardeşler, eskiden çok severdim sporu, ama artık Kıvanç duymaz oldum ben bu işten…’’