nazım hikmet ve orhan kemal

Ne güzel şey hatırlamak sizi: Orhan Kemal ve Nazım Hikmet

Arda Gel


Takipçilerimiz Adanalı Golcü Raşit’in hikayesini hatırlayacaktır fakat yine de hem yeni gelenlere hem de hatırlamak isteyenlere kolaylık olsun, buradan okuyabilirsiniz. O ilk bölümde bahsi geçen yıllar için Orhan Kemal şöyle diyor:

“İşte o yıllar… Yığınla futbol hastasından biri de bendim. Ağustos güneşinin kasıp kavurduğu sıcak altında oynanan futbol… Mahalle futbol kulübümüz… Lâf aramızda, iyi penaltı atardım. İyi bir santrafordum ha… Bir iki gol her maç sağlamdı. Sonra Giritli’nin kahvesi… Okula filan bir tekme yallah dediğimiz yıllar… Okulda roman, hikâye, umumiyetle edebiyattan nefret ederdim. Varsa futbol, yoksa futbol… Edebiyat sevgisi bende çok sonra, hayata atılıp Hanya’yı Konya!yı anladıktan sonra başladı.”

Yazı dizimizin ikinci bölümünde artık sıra Golcü Raşit’in hayata atılıp Hanya’yı Konya’yı anlamasına geldi. Çırçır fabrikalarında memuriyet yaptığı yıllar başlar. Bu yıllar aynı zamanda politik olarakta kendi kimliğini belirginleştirdiği dönem oluyor. Evleniyor ve ilk kez baba oluyor. Fakat bu mutluluk çok uzun sürmüyor. Zira, Orhan Kemal bir ihbar üzerine o dönem yasaklı olarak belirlenmiş olan Nazım Hikmet ve Gorki okuduğu için tutuklanıyor. Fakat bu kadar trajik ilerleyen öykü aslında Mehmet Raşit’ten Orhan Kemal’e giden yolun öyküsüdür. Yani bazen en büyük kederler çok büyük dönüşümlere gebedir.

Mehmet Raşit, Bursa Cezaevi’nde çile dolduradursun; o günlerde bir şair de Çankırı Cezaevi’nden Bursa Cezaevi’ne gitmek üzere bavulunu hazırlamaktadır. O bavul birkaç gün sonra Mehmet Raşit’in heyecandan titreyen elleriyle taşınacaktır şairin Bursa’daki hücresine… O şair, zamanla dost oldukları bu ‘futbol hastası’ delikanlının yeni yeni yazmaya başladığı şiirleri okur; ama beğenmez. Onu düzyazıya, öykü ve roman yazmaya yönlendirir. Mehmet Raşit’ten Orhan Kemal’e giden yol diye söz ettiğimiz tam da budur. Bu yolu açan da tabii büyük şair Nazım Hikmet’tir.

Orhan Kemal ile Nazım Hikmet cezaevinde top peşinde...

Orhan Kemal’in futbol sevgisi içinden hiç gitmez. Bursa Cezaevi'nde yatarken bile top oynamaya devam eder. Orhan Kemal, 'Nazım Hikmet’le 3,5 Yıl' kitabında şöyle yazar:

“…(Bursa) hapishane(sinin) bahçesi (futbol için) adam akıllı müsaitti. Bizden evvel de zaten adetmiş, oynarlarmış. Lakin başgardiyan zaman zaman engel olur, futbol topunun bahçe duvarından dışarı aşıp, geri gelmesiyle “esrar kaçakçılığı” yapılmak ihtimalini -zayıf, çok zayıf bir ihtimal olmakla beraber- sebep olarak gösterir, eğlence babında belki tek vasıtamızı da elimizden almak isterdi. Başgardiyanın gönlü edilip, top oynamaya izin koparıldığı ikindi üzerleri, iki takım halinde bahçeye inerdik… (Ben) okulu futbola değişecek kadar bu işin tiryakisiydim.

Uzatmayalım, günün birinde aramıza uzun boylu, sarı saçları kıvır kıvır, kırk yaşlarında, mavi gözlü bir de şair karıştı… Hem de takımın en zor yerinde oynuyordu: Ortahaf! Şiirdeki kadar usta, yahut nefesli olmadığı için, onu ve ona dayanan defansı kolaylıkla geçer, onu çıldırtırdık. Öyle sinirlenirdi ki… Kurşunî kasketinin siperini hırsla geriye çevirir, santrafora geçer, beklere (savunma oyuncularına), haflara (kanat oyuncularına) çıkışır, oyuncuların yerlerini değiştirirdi ama, oyun başladıktan az sonra her şeye rağmen… İnerdik kalelerine ve… GOOOOL! İfrit olurdu… Kıpkırmızı yüzü, masmavi gözleri ve yüzünün kırmızılığında kaybolan sarı kaşları… Hele çalım yapar yutturursak öyle içerlerdi ki, sahada bir faul kralı kesilir, elle, kolla, tekmeyle girişirdi. Bir gün esaslı bir tekmesini yemiştim, hani laf aramızda, çok nefis bir tekmeydi…”

Orhan Kemal’in  iyi futbol oynaması Nazım’ı etkilemiş midir bilemeyiz. Bildiğimiz Nazım’ın futbol yorumu kendine hastır. Bursa Cezaevi günleri öncesinde yazdığı bir futbol yazısını merak edenler ve hatırlamak isteyenler buradan ulaşabilir. Orhan Kemal futbolla etkiledi mi bilmiyoruz dedik ama hapishaneden çıkmadan birkaç önce yazdığı bir şiiriyle Nazım’ı etkilediğini biliyoruz. O zaman kapanışı, Sessizlerin Sesi'nde yer alan ve 'Nazım Hikmet'e' başlığını taşıyan bu enfes şiirle yaparak ustalarımıza bir selam çakalım:

Sen
“Promete’nin çığlıklarını
Kaba kıyım tütün gibi piposuna dolduran adam”
Sen benim mavi gözlü arkadaşım
Kabil değil unutmam seni.

26 Eylül 1943
Seni yapayalnız bırakıp hapishanede
Bir üçüncü mevki kompartımanda pupa yelken
Koşacağım memlekete.
Ve tren
Bir güvercin gibi çırpınarak istasyona girecek,
Gözü yaşlı bir genç kadına
Beş senenin ardından
Kocasını getirecek.

O dem ki boş verip istasyon halkına
Yanaklarından öperken sevgilimi
Sen neşeli mavi gözlerinle bakacaksın
İçimden bana

O dem ki yürekten her şey atılacak
Ekmek – kin – hasret
Fakat Nâzım Hikmet
Sen şu kadar kilometre uzakta kalmana rağmen
Aydınlık yüreğimin duvarına dayayıp sarı saçlı başını
Batan bir yaz güneşi hüznüyle ağlatacaksın arkadaşını.

Günler geçecek
Ekmek derdi çökecek omuzlarıma.
Fabrika.
Makinalar.
Tezgâhım.
Sana şekerkamışı, portakal yollayacağım.
Karım yün çorap örecek.
Her hafta mektup yazacağız.
-Askere almazlarsa eğer-

Unutabilir miyim seni?
Tahtakurusu ayıkladığımız hapishane gecelerini
Ve radyoda şark cephesinden haber beklediğimiz
Müthiş anların küfrünü!
-Radyonun yanındaki duvara
Kurşunkalemiyle abus insan yüzleri çizmiştin-

Unutabilir miyim seni?
Hâlâ beton malta boylarında duyuyorum
Takunyalarının sesini!

Unutabilir miyim seni hiç?
Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim,
Hikâye, şiir yazmayı
Ve erkekçe kavga etmeyi senden!

Not: Orhan Kemal'in futbol tutkusunu mini bir yazı dizisi şeklinde yazdık.

İlk bölüm: Orhan Kemal'in yazarlıktan önce futbolculuk yaptığı yıllar: http://derdimizfutbol.com/futbol-ve-sanat/yazarliktan-onceki-orhan-kemal-nam-i-diger-golcu-rasit

Son bölümde ise Orhan Kemal'in de kadrosunda yer aldığı edebiyatçılar ile Keşanlı Ali Destanı oyuncuları arasında yapılan maçı anlatacağız.