hristo stoichkov

10 maddede Hristo Stoichkov

İsmail Sarp Aykurt


1) Yakın bir coğrafyanın, komşunun bir çocuğudur Hristo Stoichkov. Bir bakıma bizlerden biri sayılır. İstanbul’un kardeş şehrine Filibe’ye (Plovdiv) yakın bir kasaba olan Yasno Pole’de 8 Şubat 1966’da dünyaya gelir büyük yetenek. Futbol kariyerine Hebros takımında başlayan Hristo, henüz 16 yaşındayken yeteneğini ortaya koyar ve kendisini göstermeyi başarır. İyi bir gol ortalaması yakalamıştır.


2) Köklü futbol kulübü CSKA Sofya’nın gözlerini diktiği bu genç, transfer olduktan hemen sonra çok parlak bir başarı gösteremese de uyum dönemini çabuk atlatır. 30 maçta 2 gol atsa da Bulgaristan Kupası’nı kazanır yeni takımında. 1986-1987 futbol sezonu onun için iyi başlar. 34 maçta attığı 17 gol ve milli bir futbolcu olması, üstüne üstlük sezonu lig ve kupa zaferiyle taçlandırması onun için bir rüyanın başlangıcı olur sadece.


3) Artık takımın vazgeçilmezidir. Bir nevi takımı sırtlayan isimlerin başında anılmaktadır Hristo Stoichkov. 1988 ile 1990 arası onun için bir parıldama dönemidir. CSKA Sofya, 117 maçta 115 gol atan bu futbolcusuyla ligi ve kupayı kazanır, Stoichkov ise Bulgar Ligi gol kralı olur. 1990 yılının ‘Altın Ayakkabısı’ da Stoichkov’a gider. Henüz 20’li yaşlarındaki Bulgar genç artık tüm dikkatleri üzerine çekmektedir.


4) Bu etkileyici performansı onu Barcelona’ya kadar taşır. Teknik direktör Johan Cruyff’un total futbol anlayışı Hristo Stoichkov’a sempatik gelmektedir. 38 maçta 21 gol bulan Hristo, gönülleri fetheder. La Liga’da zafer gelir Katalan ekibine. Bunun önderlerinden biridir Stoichkov. Ancak biraz hırçındır. Bir maç esnasında hakemin ayağını ezme girişiminden dolayı 2 ay kadar ceza alan futbolcu, bu durumu 2016 yılında verdiği bir röportajda kazanma arzusu ile açıklar:

“Çocukluğumdan beri hep kazanmak istedim. Bu hislerimi sahaya da yansıtırdım. Hakemlerle ilgili asıl ben size bir soru sorayım: Onlarla ters düşmemiş bir oyuncu var mı? Hakemler her zaman mı haklı?”


5) Bir vazgeçilmez haline gelen ve taraftarın gözünde fenomenleşen Hristo Stoichkov, sistemin önemli bir dişlisi haline gelmiştir. 43 maçta 22 gol ile kazanılan nice kupa ve yeni arkadaşlıklar ona Bulgaristan özlemini unutturur kısa zamanda. Yıllar sonra Cruyff’un kendisi ile her zaman ilgilendiğini, onunla problem yaşamadığını ve fakat yanlış anlaşılmaların her zaman yaşanabileceğini söylüyordu:

“Cruyff olmasaydı Ballon d’Or’u kazanamazdım.”

Cruyff onu zaten iyi tanımıyor da olamazdı. 1989’da Cruyff’lu Barça’ya CSKA formasıyla 2 maçta 3 gol atan yine kendisiydi. 38 gol ile Altın Ayakkabı sahibi bir futbolcuydu.


6) Kendisini ‘bir kulüpten daha fazlası’ olarak adlandıran bir kulüpte Bakero, Salinas, Alexanco, Laudrup, Koeman, Begiristain ve elbette Romario ile uyumlu bir dönem geçirse de geçimsizliği işlerini hep zora soktu. Cruyff ile olan melankolik ilişkisi sürüyordu ancak bir sonraki durağı İtalyan efsanesi Parma oldu. Parma’da önemli bir futbolcu kitlesi ile oynama imkânı buldu ancak 30 maçta 7 gol atan Stoichkov, mutlu olmasına rağmen duygusal davrandı. Robson’un teknik direktörlüğe getirilmesi ile kendini yeniden Barcelona’nın kapısında buldu. Çok parlak olmasa da 34 maç sonunda 8 gol buluyordu ilk sezonunda. Ancak talihsizlikler yaşadı ve Robson, Barça’ya veda etti. Yerine gelen Van Gaal ile Hristo Stoichkov’un da pabucu dama atıldı. 8 maçta forma şansı buldu, artık kadroda düşünülmeyenlerin başındaydı. Van Gaal’i sevmediği belli oluyordu.


7) Milli kariyeri parlaktı ancak Bulgaristan ile en fazla 1994 Dünya Kupası’nda yarı final görebildi. Bulgaristan, 2. torbadaki en iyi takımlardan biriydi. Zor bir gruba düştüler. Nijerya, Arjantin ve Yunanistan ile zorlu maçlar çıkardılar. Hristo Stoichkov, özellikle iki maçta yıldızlaşıyordu. Komşu Yunanistan’a 2 penaltı golü ile Arjantin’e de 2 gol ile ‘buradayım’ mesajı veriyordu. Sonra Meksika ve Almanya. Bulgaristan, Stoichkov önderliğinde yürüyordu. 13 Temmuz günü ise İtalyanlar Bulgarları 2-1 skorla eleyerek bu tatlı rüyayı sonlandırmıştı. Hakemlere kızıyordu. Ancak 6 gol ile şampiyonanın gol kralıydı Hristo…


8) Parma’da oynadığı dönemde Benarrivo, Buffon, Zola gibi oyuncularla birlikteydi, Barça’da evinde gibi hissetmişti. Ancak şimdiki durağına doğru yola çıkmıştı. Son durak, aslında ilkti. CSKA Sofya macerası bu kez kısa sürdü. Hristo Stoichkov, bir futbol turizmi yaşamaya başladı. Önce Suudi Arabistan takımı Al-Nassr, sonra Japonya’dan Kashiwa Reysol, çok geçmeden ABD’ye Chicago Fire, nihayetinde ise D.C. United takımına transfer oldu. Ancak sonrasında futbolunun da sonuna geldi ve bıraktığını söyledi. Milli takım kariyerini ise 34 yaşında noktalandırdı.


9) Akabinde menajerlik işlerine koşturan Hristo Stoichkov, adının ırkçılığa karışmasını, verdiği röportajlarda reddetti. Bunların gazetelerin uydurmaları olduğunu, birçok ülkeden arkadaşı olduğunu söyledi. Güney Afrika’da takım çalıştırdığından da bahsediyordu. Irkçı olamayacağını ifade etti. Bulgaristan Milli Takımı, Celta Vigo ve Liteks gibi takımları çalıştırdı. Sonra antrenörlüğe ‘ara’ verdi. Yorumculuk ve analiz işleri ile ilgilenmeye başladı süper yıldız.


10) Sinirlerine hakim olamayan ve futbolcu sakatlıklarından, hakemlere kadar ‘sabıkalı’ bir futbolcu olarak anılıyordu Hristo Stoichkov. Ancak yeteneği tartışılmazdı. Çabukluğu, top tekniği ve kıvraklığı, gole dönüklüğü ve bitiriciliği neredeyse eşsiz görülüyordu 1990’lı yıllarda. Kendisine Tetikçi (El Pistolero) lakabı takmışlardı. Doğduğu kasaba olan Yasno Pole’nin adının Stoichkov olarak değiştirildiği iddiası bile medyada yer almıştı. Şimdilerde Messi hayranı ve onun için şöyle diyor:

“Beni durdurmak için tabancaya ihtiyaç duyarlardı ama Messi’yi durdurmak için makineli tüfeğe ihtiyaçları var.”