Roberto Baggio

10 maddede Roberto Baggio

İsmail Sarp Aykurt


1) Roberto Baggio, 1967 senesinde İtalya’nın Vicenza kentinin Caldogno semtinde dünyaya geldi. 9 yaşında bir çocuk olarak futbola olan ilgisi pek şaşırtıcı karşılanmasa da 11 yaşına geldiğinde küçükler liginde 26 maçta kaydettiği 45 gol ve 20 asist bir çocuk için ‘fazla’ değil miydi?


2) 13 yaşında Vicenzalı scoutlar tarafından keşfedilen bu küçük İtalyan, gençler ligine yükseldiğinde başka bir form yakalamış oluyordu. 120 maçta 110 gol attı ve 1983 yılında profesyonel sözleşme imzalaması artık kimseyi şaşırtmıyordu.


3) Roberto Baggio, 1982-1985 yılları arasında Vicenza futbol kulübünde başlayacak görkemli kariyerine 46 maçta attığı 15 gol ile başlamış oldu. 17 yaşında geçirdiği ağır sakatlık bile ona olan inancı sarsamıyordu. O dönem yaptıkları, gelmekte olan devasa bir kariyerin emekleme dönemini tasvir ediyordu adeta. Sakatlığından tam 6 ay sonra antrenörü Agroppi onun hakkında şöyle diyecekti:

“Onun bacaklarında meleklerin şarkı söylediğini görüyorum.”


4) Kısa zamanda Maradona ile üretkenliği kıyaslanacak seviyeye gelen Roberto Baggio, İtalyan futbolunun doruklarına doğru amansız bir tırmanışa geçti. 1985 ile 1990 yılları arasında Fiorentina’da geçirdiği günler bu tırmanışın ipuçlarını veriyordu. 135 maçta atılan 55 gol ile gönüllerde taht kurmayı hak ettiğini gösterdi. Oysaki henüz an şaşaalı ve şatafatlı yıllarına gelmemişti.


5) Sonraları Torino şehrinden gelecek davet, Baggio’nun hayatında çok önemli bir momente girdiğini müjdeliyordu. İtalyanların en önemli takımlarından birisi olan Juventus’un radarında artık Roberto Baggio vardı. Artık kendisi hakkında söylenenler de kendi futbolu gibi doruğa çıkmaya başladı. Takım arkadaşı David Platt’in “gerçek bir dahi” dediği Baggio’nun 5 yıllık Juventus macerasını noktalaması futbolseverlerin acı çekmesine sebep oluyordu. Baggio, Juventus’ta 141 maça çıkıp 78 gol atmayı başarmıştı.


6) 1994 yılı ise onun için hiç hatırlanmayacaklar arasında yer ediniyordu. Baggio’yu seven futbolseverler için 1994 yılı artık, İtalya’nın 1994 Dünya Kupası’nda, ABD’de kaçırdığı o penaltı vuruşu ile anılacaktı. Kupa, İtalyanların avuçlarının arasından kayıyordu ve direksiyonda Baggio vardı. Kariyeri boyunca kullandığı 79 penaltının 71’ini gole çeviren Baggio’nun kaçırdıklarının hiçbiri zihinlerde yer etmedi, bu hariç… Bu penaltı ve Baggio’nun “Il Divin Codino” (Kutsal At Kuyruğu) ile verdiği çöküş fotoğrafı ile Taffarel’in sevinci kadraja takılıyordu. Sonrasında yaşadığı bunalımı şöyle ifade ediyordu Baggio:

“Kariyerimin en kötü anıydı. Geçmişimden silmek istediğim, rüyalarıma giren tek an. Sonraki yıllarımı o penaltının etkisinde geçirdim.”


7) Ancak zaman durmuyordu ve yeni heyecanlar, yeni meydan okumalar birbirini izlemek zorundaydı. Roberto Baggio, 1995-1997 yılları arasında bir diğer büyük kulüp için Milano’ya geçiyordu. Ancak işler pek iyi gitmedi. İster hayal kırıklığı olarak adlandırılsın ister penaltı sonrası çöküşün bir emaresi, Baggio için pek sağlıklı işlemiyordu süreç. Oscar Tabarez ile olan birliktelik kısa zamanda bir kopuşa doğru sürüklendi. Tabarez onu kastederek, “modern futbolda şairlere yer yok” mesajı veriyor ve Roberto Baggio alınan kötü sonuçlarla birlikte kızağa çekiliyordu. Durumu gören Zinedine Zidane bile olayı şöyle yorumlayacaktı:

“Baggio, yedek kulübesinde… Ömrümün sonuna dek bunu anlayamayacağım.”

Anlaşılmazdı durum ama bu anlaşılmazlık artık sadece Tabarez için değil, sonrasında Milan’a gelen Capello için de devam edecekti. Onun planları arasında da Baggio yer almayacaktı.


8) Baggio’nun Milan macerası erken bir veda ile noktalandı. Parma ile yapılan görüşme, Ancelotti’nin vetosuna takılırken, yeni adres kısa bir zaman içinde netleşti. Roberto’nun Bologna’ya gidişi Ancelotti’yi sonrasında çok büyük bir pişmanlığa sokacaktı. Baggio, Bologna için 33 maçta 23 kez fileleri havalandırdı. Takım arkadaşı Giuseppe Signori ile güzel bir ortaklıkla ciddi bir hücum ikilisi oluşturmuşlardı. Anlaşılan o ki, pişmanlıkların histeri krizine dönüşmesi an meselesiydi…


9) İki sene süren Bologna mesaisi bu kez Baggio’nun çocukluk düşü olan Inter ile yer değiştirecekti. 49 maçta 9 gol attı ama bunun arkasında Marcello Lippi olduğunu söyleyecekti Baggio. Lippi’nin onu yok etmek istediğini düşünüyordu ve kariyeri boyunca hiç anlaşamadığı isimlerin başındaydı Lippi. Artık önüne bakmalıydı Baggio ve yeni tekliflere açıktı. O dönem UEFA Kupası’nı ve Süper Kupa’yı müzesine götürecek olan Galatasaray’ın adı geçiyordu ancak kıl payı gerçekleşmeyen bu transfer, Brescia’da yepyeni ve başka bir hikâye başlatacaktı. Brescia’ya transferi sonrası ise açılan pankart hikâyeyi özetlemeye yetiyordu:

“Tanrı, Brescia’da!”


10) Baggio 46’sı Brescia’da olmak üzere kariyerinde toplam 644 maça çıktı ve 292 gol attı. Milli takımda ise 56 karşılaşmada 27 kez fileleri havalandırdı. Altın ayakkabı ödülü ve yılın futbolcusu unvanlarını kazandı. Ancak attığı hiçbir gol ya da kazandığı unvanlar, kaçırdığı penaltı kadar yer etmedi; hem onda hem de onu sevenler için… 1994 olayından yine 4 sene sonra 1998 Dünya Kupası’nda Fransa’da bitime çok az süre kala Şili’ye karşı kullandığı penaltıyı bu kez gole çevirmişti. Hiç sevinmedi. İçindeki hayaleti öldürdüğünü söyledi sonrasında… Evet, belki o penaltı ile içindeki hayalet ölmüştü ancak Roberto Baggio, bir futbol efsanesi olarak ve o sarsılmaz karizmasıyla tahtın sahibi olmayı hâlâ sürdürüyor.