Didem Dilmen

Didem Dilmen: Futbol medyasında yaratıcı olmalısınız

Futbolun içinde yer alarak farklı projelerde ve önemli üretimlerde bulunan Didem Dilmen'i konuk ettik. Didem Dilmen ile spor yazarlığına uzanan yolculuğunu, spor yazarlığındaki deneyimlerini, spor medyasındaki ve futboldaki 'kadın' meselesini konuştuk.

Röportaj: Utku Gel


- Merhabalar. Kısaca özetlemenizi istesek Didem Dilmen kimdir?

Kısaca özetlersek aslında hala 5 yaşında ilk kez televizyon karşısına geçip futbol maçı izleyen küçük bir kız çocuğu… Elbette bugünden bakıp da o çocuğa bir gün futbol yazarı olacağını söyleseydik, ne düşünürdü bilmiyorum.

Aslen yazarım, 14 yaşında öykü yazarak başladım. İstanbul Üniversitesi Reklamcılık bölümünü bitirdim ve 8 sene reklamcılık yaptım. 2008’de hayatta en sevdiğim iki şeyi, futbolu ve yazarlığı birleştirmek için şansımı denemeye karar verdim ve Bağış Erten’in yönlendirmesiyle Kadir Has Üniversitesi Spor İletişimi sertifika programına katıldım. Elbette yaş o zaman 27, staj başvurusu yapıyorum, editör benden küçük… Başlangıçta sorun cinsiyet değil yaştı ama Okay Karacan ile tanışmak ve onunla birlikte çalışmak en büyük şansımdı.

Meslekte 12 yılı bitirdim, dünyanın en şanslı insanıyım. Hiçbir şikâyetim yok, çok az insanın yapabileceği bir şeydir, hayatını en büyük tutkusuyla geçindirebilmek. Doğru zamanda doğru işler yaparak, hep gurur duyacağım işler bırakarak 13. seneye giriyorum.

- Eğitim sürecinde tercihinizi medyadan yana kullanmışsınız. Neydi sizi bu alana yönlendiren?

Reklamcılık okumamın tek nedeni, yazma yeteneğimi kullanabileceğim bir alan olmasıydı. Ancak meslek benim beklediğim, hayal ettiğim gibi değildi. Daha ilk iş denememde attığım başlığı müşteri üzerini çizip kendi başlığını yazdığında durumu anlamıştım. Reklamcılık çok özel bir daldır, aslında bir bilimdir ama ne filmlerde ne de dizilerdeki gibi değil.

Futbol medyasına girerken de elimde sadece yazma yeteneğim vardı ki bugün bakınca anlıyorum, mesele sadece yetenek değil. Potansiyeli performansa çevirme deyimini futbolcular için kullanırız, medya için de aynıdır. Potansiyelinizi performansa çeviremezseniz, takım oyuncusu olamazsanız, liderlik vasfınız yoksa sadece yazarsınız. Ama medya bunun çok ötesini gerektirir. Futbol medyasında yaratıcı olmalısınız, fikri bulmak kadar onu hayata geçirmek de gerekir. Bunlar da hep yolda öğrendiğim şeylerdi.

- Sanıyoruz, eğitim hayatınızdaki tercihinizi belirleyen en önemli kriterlerden biri futbola duyduğunuz ilgiydi. Bu ilgi nasıl başladı, futbolla yolunuz kesişti?

Babam futbolu çok severdi ve takım ayırmadan yayınlanan her maçı izlerdi. Ben de 5-6 yaşlarında “bu adam ne seyrediyor” merakıyla televizyon karşısına geçtim. Kesme şeker ve kibritlerle ofsaytı öğrendim. O yıllarda, 90’ların başında Türkiye’de canlı futbol yayınları çok azdı ama 1992’de Şampiyonlar Ligi ile birlikte her şey değişti. 1990, 1994 Dünya Kupaları, Şampiyonlar Ligi, Türkiye Ligi derken televizyonda futbol daha fazla yer almaya başladı.

Futbol izleyen bir çocuktan futbol meraklısına dönüşmem ise 1994 Dünya Kupası’ydı. Maradona ceza aldığında ne kadar üzüldüğümü hala çok net hatırlıyorum, büyük hüsran yaşamıştım. Daha beteri, ben o kupada İtalya’yı destekliyordum ve finalde Baggio penaltıyı kaçırdığında saatlerce ağlamıştım, kupa seremonisini hatırlamıyorum bile. O yaşlarda televizyon başında dayılarımla, babamla futbol maçı izlerken bana “kız çocuğusun, bırak şu topun peşini” diyen ananem (rahmetli) yıllar sonra benden özür diledi, “aklıma bile gelmezdi bir gün futbolun mesleğin olacağı” demişti. Ben de ona demiştim ki, merak etme, ben de bilmiyordum zaten.

- Buradan çalışmalarınıza geçelim… Çeşitli medya kuruluşlarında, platformlarında çalıştınız ve üretimlerde bulundunuz, bulunuyorsunuz. Biraz bunlardan bahseder misiniz?

Formula 1 Kulübü, Spor Manşet, Tutkumuz Futbol gibi önemli ve iz bırakan projelerde editörlük yaptım. 2015’te ilk kitabım 90 Artı’yı yayınladım ve sonrasında radyoculuk başladı, Radyo Bilyoner ve Lig Radyo’da program yaptım. Fitbol Dergi’de önce yazarlık sonra genel yayın yönetmen yardımcılığı yaptım. A Spor’da yorumculuk yaptım. Şu anda Radyo Gol’de program yapıyorum, Salı ve Perşembe günleri 13-15 arasında.

İngiliz yatırım şirketi Capital Sports Media’da iletişim ve PR müdürüyüm, futbol pazarlaması konusunda çok önemli işlere imza atıyoruz, atacağız. Türkiye’de futbolu değerli bir medya olarak konumlandırmamız gerekiyor, futbolun ekonomisini ve pazarlamasını global düzeye getirebilmek için yeniden yapılandırmaya gereksinim var ve Capital Sports Media olarak bu anlamda global pazarda kazandığımız deneyimlerimizle öncülük yapma hedefindeyiz.

Ayrıca Asist Analiz’de Müdavimler adında bir özel kategoriyi yönetiyorum. Müdavimler, Türkiye spor medyasında olmayanı yapmak üzerine kurgulanmış bir yapı. Geleneksel medyadan dijital yeni medyaya sirayet etmiş bazı kötü alışkanlıklar var; 4 büyükler ve kaos üzerine kurulu. Ama tüm dünyada spor, medyanın gördüğünden çok daha büyük, dev bir okyanus, biz sadece kıyıda kumdan kale yapıyoruz. Müdavimler’le bunu değiştirmeyi hedefliyoruz. Hikâyeleri, dünya futbolunu, spor dallarını dergicilik anlayışıyla yeni medyaya taşıyoruz. Yeni sezonda 8 yeni bölüm başlıyor ve bazıları spor medyasında ilk olacak. Çok heyecanlıyız.

- Peki, erkek egemen bir futbol medyasında var olmanın zorluklarını yaşadınız mı? Tersinden bu alanda ‘var olmak’ bir meydan okuma mıydı?

Kadın olmanın dezavantajı sadece spor medyasına has değil. Her yerde kendisini gösteriyor.

Spor medyasının içinde kadın olmanın dezavantajını hiç yaşamadım, meslektaşlarımın da beni kadın olarak değil, bir futbol profesyoneli olarak gördüğünü biliyorum. Elbette bunun temelinde adımdan önce işimle ortaya çıkmam yatıyor. Tutkumuz Futbol’un editörüydüm, bu içerikleri görüp izleyip sonra kadın olduğumu öğrendiler. İşim benden önde gidince de kadın olmam sektörde önemsiz hale geldi.

Medyanın içinde değil ama dışında durum farklı. Erkek hedef kitleye konuşan yazan bir kadın olmak gerçekten zor. İzleyici, dinleyici ve okuyucunun ne yazık ki büyük bölümü, söylediklerimi önce kadın süzgecinden geçiriyor. Aynı cümleyi erkek meslektaşlarım kurduğunda sorun yok, ben söyleyince “kadın” oluyor. Elbette bu herkes için geçerli değil, kitlenin yarısı cinsiyet ayrımcılığı yapmadan dinleyip fikir tartışmasına giriyor, bir futbolcu veya takımla ilgili söylediklerime ya da yazdıklarıma itiraz edebiliyor. Bu insanlarla saatlerce tartışırım, fikir üzerinden konuşabildiğimiz için. Ama “kadın işte saçmalıyor” diyen bir insanla ben ne konuşabilirim ki…

Mesleğimi bir meydan okuma olarak görmüyorum, ben bir futbol profesyoneliyim. Ancak durum ve koşullar, insanların önyargıları, cinsiyet ayrımcılığı bunu bir meydan okumaya çeviriyor. Kadın ya da erkek olmanız bir işin değerlendirme ölçüsü olamaz, kadınlar astronot olup uzaya gidiyor, biz burada hala “kadın futbol anlamaz” klişesiyle boğuşuyoruz. Çok saçma.

- Bir tarafta kadın taraftar oluşumları, kadın futbol takımları, kadın hakemler, kadın spor gazetecileri; diğer tarafta futbolda kadınları dışlayıcı sözler, erkek egemen bir dil/söylem... Hepsi futbolun içinde. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Saçmalık! Ama bu bize ait bir sorun değil, Türkiye’nin sorunu değil. Her tür ayrımcılık ne yazık ki insanın içinde var, ayırmadan ve kategorize etmeden yaşayamıyoruz sanırım. Bu bir insanlık sorunu ve birkaç nesilden önce de çözülecekmiş gibi görünmüyor. Daha önemlisi ise ayrımcılığın sesinin daha fazla çıkması, daha yüksek perdeden duyulması. Hep böyledir, iyi olan ve doğru olan sessiz kalır, yanlış daha çok bağırır. Bu da elbette sanki herkes aynıymış, böyleymiş gibi bir yanılsamaya neden oluyor. Ama değil. Sokakta, markette, sosyal medyada karşılaştığım sayısız insan var. Sohbet ediyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz. Ayrımcılık ve erkek egemen söylemler, sandığımız kadar büyük bir kitleyi oluşturmuyorlar. En azından kişisel gözlemlerim bu yönde.

Çok küçük yaştan beri maçlara giderim, mesleğim sağ olsun ülkenin pek çok yerinde maça gittim ve tribünler her zaman kadına karşı saygıyı ön planda tutar. Kadınsanız ve tribündeyseniz çayınızı bile almaya göndermezler, hiç tanımadığınız insanlar size çayınızı getirir, sizi korur ve kollarlar. Bu noktada en büyük tutarsızlık, küfrün kadını aşağılayan dilidir ama bunun da tribünle alakası yok, işlemiş bir küfür dilimiz var ve sorun kökten. Ben futbolun sorunları daha görünür kıldığına inanmışımdır, çözüm ise futbolda değil. Ayrımcılık, aşağılama, erkek egemen dil toplumun sorunu, burada futbolu sorumlu tutup içinden çıkamayız. Sokaktan ve hatta evden başlamak gerekiyor ki düzelme de futbola yansıyacaktır.

- Çalışmalarınıza geri dönecek olursak sizi futbol sektörünün farklı alanlarında görüyoruz ancak üretimlerinizi daha çok yazın kısmında sürdürdüğünüzü gözlemliyoruz. Bunun özel bir sebebi var mı?

Çok küçük yaşta yazmaya başladım ve yazmak benim için bir nevi nefes almak, yazmadan yaşayabileceğimi sanmıyorum. Çok şanslıyım ki futbol yazıyorum ve aslında yazarken de kendimi çok da çalışıyormuş gibi hissetmiyorum. Bazen bir yazıyı yazarken kendimi kaybedip zamanı unutuyorum. Ömrümün sonuna kadar yazacağımdan eminim, ne olursa, yeter ki kelimelerim ve kalem tutma yetim olsun.

- Röportaj için teşekkür ediyoruz. Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Ben çok teşekkür ederim öncelikle. Zor bir iş yapıyorsunuz, sıkı takipteyim. Ana akım medyanın egemenliği ve ona karşı durmak bence daha büyük bir meydan okuma. Kolay gelsin, her zaman destek vermeye devam edeceğim.