Dinçer Tomruk

Dinçer Tomruk: Sporun gündeminde şiddet değil, yapısal ve yönetimsel sorunlar var

Spor Hukukçusu Dinçer Tomruk’la TFF’nin Kulüp Lisans ve Finansal Fair Play Talimatı’nda yaptığı değişiklikleri, Türkiye Bankalar Birliği’nin ‘kulüplerin mali bünyelerini güçlendirme’ projesini, kapsamı genişletilmek istenen 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'u konuştuk.

Röportaj: Utku Gel


- Merhabalar. Sizi tanıyabilir miyiz?

Taraftar Hakları Derneği (THD) ve Taraftar Hakları Dayanışma Derneği (Taraf-Der) üyesi bir avukatım. 2010 yılında Kadir Has Üniversitesi Spor Hukuku sertifika programını bitirdikten sonra spor hukuku ile ilgilenmeye başladım, 2014 yılından bu yana da taraftar hakları gönüllüsü olarak passolig davası başta olmak üzere, 6222 sayılı yasa konusunda gönüllü avukatlık yapıyorum.

- Hemen konulara geçelim istiyoruz... Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Kulüp Lisans ve Finansal Fair Play Talimatı'nda değişiklikler yaptı. Buna göre, TFF yıl boyu kulüpleri denetleyecek ve her takıma özel harcama limiti getirecek. Kulüpler belirlenen bu limite uymazsa ihtar, para ve puan silme cezalarının yanı sıra transfer yasağı ve kadro sınırlaması cezaları da alabilecek... Bu kararlar ile TFF, kulüpleri mali olarak kurtarıyor mu yoksa kulüpleri kontrolü altına mı alıyor? 

Bırakın üçüncü kişi ya da kuruluşları denetlemeyi, Türkiye Futbol Federasyonu’nun herhangi bir yönetim kabiliyetine dahi sahip olduğunu düşünmüyorum. Fiili durum olarak, yönetimi atama ile belirlenen Türkiye Futbol Federasyonu özerk yapısını kaybetmiş durumda herhangi bir yönetim kabiliyetine, vizyon veya misyona da sahip değil. Ülke futbolunu şu anda siyaset, yayıncı kuruluş ile passolig finansal tekeli yönetiyor. TFF denen organizasyon sadece bir tiyatro ve kulüplerin yönetimi bu değişiklikten çok önce, passolig finansal tekeli ve yayıncı kuruluş buyruğuna girmiş durumda.

Biraz daha açmak gerekirse, passolig sistemi uygulanmaya başladığı 2014 yılından bu yana kulüpler, sadece sistemin sahibi bankadan kredi alıyorlar, hem de inanılmaz yüksek faizlerle. Bu banka aynı zamanda kulüplere elektronik bilet aracılık hizmeti, iştirakleri aracılığıyla stadyum gelirleri pazarlama hizmeti gibi şeylerde satıyor. Bu iştirakler hiçbir şey yapmadan stadyum gelirlerine ortak oluyor. Tüm bunlar kulüplere her yıl imzalanan temlik sözleşmeleri ve kredi yenilemelerinde dayatılıyor. Kulüpler bu banka ve iştirakleri dışında bu hizmetleri satın alamıyor. Kulüplerin tüm gelirleri de bu bankaya temlikli. Bir ara bu bankanın iştirakleriyle menajerlik hizmeti de sunacağı, yapılan transferlere özel finansal destek de sağlayacağı da medyada yer almıştır. Uygulamaya geçirdiler mi bilemiyorum. Ama transfer ve menajerlik sisteminde dönen miktarları gözetirseniz bu topa da girmeleri şaşırtıcı olmayacak.

Şu an öncelikli mesele kulüplerden ziyade bu bankanın faizlerle şişirilmiş gecikmiş alacaklarının tahsili diye düşünüyorum. Elektronik bilet konusunun passolig olarak karşımıza çıkan hali, seyir güvenliğinden ziyade, ülke futboluna ve şimdide sporuna yönelmiş finansal bir tekel projesidir. Günü kurtarma derdindeki kulüpler de, olayın kapsamını ve tehlikesini sezemeyen taraftar grupları da, bu sistemin olumsuz sonuçlarıyla çok yakında sevgili kulüplerinin tüm idaresini bu finans tekeline teslim ederek yaşayacaklar. Yayıncı kuruluş da kafasına göre belirlediği kur değerleriyle keyfi ne zaman isterse kulüplere ödeme yapıyor. İşin kontrolü de ciddiyeti de tamamen bitmiş durumda.

- Özetlemenizi istesek…

Sonuç olarak TFF’nin hala ülke futbolunu yönettiğini zannederek kendimizi aldatmayalım. Futbolumuz, içerisinde sportif değerler dışında her şeyi barındıran, siyaset ve finansal tekellerle örülmüş, özgün bir iğrençliğe bulanmış durumda. Dünyada da durum çok farklı değil. Uluslararası spor organizasyonları da şişirilmiş spor ekonomisi yani paranın karşısında direnemediler ve her biri yolsuzluk, rüşvet ve türlü rezillikle çalkalanıyor. Bu sporun en önemli sembollerinden Platini’nin rüşvet ve yolsuzluktan gözaltına alındığı acayip zamanlar yaşıyoruz.

Normal koşullarda, ülke futbolumuzun siyaset ve finansal tekelle olan birlikteliği, sporun uluslararası standartlarının çok altında bir durum yaratıyor. FIFA ve UEFA gibi kurumlar o derece pisliğe batmış durumdaki, bu yönden bir denetim yapmaya halleri de yüzleri de kalmadı. ‘Sports integrity’ denen sporun bütünlüğü/bağımsızlığı olarak çevrilebilecek bir kavram var ki, maalesef hem dünyada hem de ülkemizde ayaklar altına alınmış durumda.

- TFF'nin yaptığı talimat değişikliğinden sonra Türkiye Bankalar Birliği (TBB) de bir açıklama yaptı. Bu açıklamada TBB, futbol kulüpleri ile bankalar arasındaki yapılandırma çalışmalarını ‘kulüplerin mali bünyelerinin güçlendirilmesi, çağdaş bir yapıda faaliyet göstermeleri’ şeklinde özetliyor. Buna bir de TBB Başkanı Hüseyin Aydın'ın Ocak ayında katıldığı bir televizyon programında, “Bu işten para kazanmıyoruz.” demesini de eklersek bankalar bu sürece, futbolun mali olarak kurtarılması için mi gönüllü oldu?

Net ifade etmek gerekirse danışıklı bir durumla karşı karşıyayız. Kulüplerin bu kredileri ödeyemeyeceğini, krediyi çeken yöneticilerce de, krediyi veren passolig tekeli banka da biliyordu. Bu krediler kulüplerin kötü yönetimini finanse etti, yöneticiler kulüp yönetimini kaybetmeden daha çok ve daha savruk şekilde para batırdılar. Transferlerle ve savruk harcamalarla kendi camialarını idare ettiler ve günü kurtardılar.

Banka niye bu kredileri verdi derseniz onun cevabını aslında TBB Başkanı hepimizden iyi biliyor. Bankacılık sisteminde, bir banka asıl kârını ödemesini zamanında yapanlardan değil, ödemede gecikmeye düşenlerden tahsil ettiği gecikme faizleriyle yapar. Bu işten bir bankanın para kazanacağından eminim. Hangi banka derseniz, kulüplerde yıllardır en yüksek faizden parayı kim verdiyse şimdi tahsilat yaparak parayı da o kazanacak. Passolig sistemini kuran tüm kulüplere de kredi veren bankaya, tahsilatta bir sorun olursa varlık yönetim benzeri bir yapılanma ile alacağını tahsil edeceğinin garantisinin çok daha önceden hatta işin başında verildiğini tahmin ediyorum. Devlet garantisi gibi bir şey bu. TBB Başkanı’nın ‘bu işten para kazanmıyoruz’ açıklaması kamuoyuna değil, sporu yöneten siyaset kurumuna bir sızlanma. ‘Tek bir bankanın alacağını ödetiyorsunuz, biraz biz de ekmek yiyelim bu işten’ diyor aslında.

- ‘Ödemelerini yapamayacak seviyeye gelen kulüplerin borçlarının nasıl yapılandırılacağı ile ilgili bankalardan üst düzey yöneticilerin TFF yönetim kuruluna girerek görev alacağı, kulüplerin bütçe yönetimlerinin ve transfer politikalarının bankaların kontrolünde belirleneceği’ iddiaları mevcut. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Passolig davasını takip ederken, önceleri bu sistemin sadece, taraftarların kişisel verileri ekseninde bir temel hak ihlali ve taraftarların stadyumlara erişimini zorlaştıran bir uygulama olduğunu zannetmiştik. Ancak ne zamanki Rekabet Kurumu’nun passolig kararına karşı açılan idari davada kulüplerle, TFF ve ilgili banka arasındaki sözleşmelere eriştik, inanın dehşete kapıldık. Türkiye Futbol Federasyonu bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumakla yükümlü olduğu kulüpleri bir bankaya kendi elleriyle 2014 yılında teslim etti. Kulüpler önce elektronik bilet sonra kredi en sonunda yönetim anlamında zaten bir bankanın tahakkümüne girmiş durumda. Bursaspor’un birkaç yıl önce Türkiye Futbol Federasyonu’na, bu duruma isyan eden bir başvurusu olmuştu, her şeyi açığa çıkartan bir olaydı, ancak spor kamuoyu tarafından dikkate alınmadı. Az önce söylediğim gibi zaten kulüpler finansal anlamda yıllardır bir bankaya bağımlı durumda. Bu bağımlılığı TFF kendi elleriyle yarattı. Şimdi doğrudan kulüp yönetimlerine müdahale edilecek ki, bu durum passolig mücadelesi veren bizler için hiç sürpriz değil. 2016 yılından bu yana anlatmaya çalışıyoruz bu durumu.

- beIN Sports, 2017-18 sezonundan itibaren Süper Lig ve 1. Lig’in 5 yıllık yayın hakkı ihalesini KDV dahil yıllık 590 milyon dolara kazanmıştı. Anlaşmada, bu ödemenin yüzde 50’lik kısmının o günkü kurdan, geri kalan yüzde 50’sinin ise güncel kurdan yapılacağı taahhüt edilmişti. Ancak basına, yayıncı kuruluşun ‘güncel kurdan yapılan ödeme için indirim talep ettiği, gelecek sezonki galibiyet ve beraberlik primlerinde kesintiye gideceği’ haberleri yansıdı. Bu haberler henüz netlik kazanmamış olsa da TFF ve TBB'nin öncülüğünde başlatılan ‘kulüplerin mali olarak kurtarılması’ sürecinde yayıncı kuruluşun böyle bir adım atması mümkün mü?

Ülke futbolu bu şekilde yönetilirken, işin içinde hukuk ve şeffaflık yokken her şey mümkün. Türkiye Futbol Federasyonu özerk bir kurum olsa ve önceliği ülke futboluyla kulüplerin menfaati olsa böyle bir şey mümkün olur mu? Haklı sebeple feshedersin sözleşmeyi, zaten işin başında bir teminat almış olman lazım bu ölçekteki bir sözleşmede, fesih tazminatı ve cezai şartlara ilişkin olarak paraya çevirirsin teminatı yeni ihale yapar önüne bakarsın. Ya da kulüpler doğru düzgün yönetiliyor olsa, böyle bir şeye izin verirler mi? Federasyonu sıkıştırmaları gerekmez mi? Kulüplerden aykırı bir ses çıkmaması için yıllar önce ne idüğü belirsiz bir Kulüpler Birliği yapısı uydurdular ki, ne temsiliyetinin ne de statüsünün herhangi hukukiliği ve bağlayıcılığı yok. Yeni bir ihale yapmak ya da başka bir yayıncı bulmak mümkün değilse, ülke futbolunun marka ve pazar değeri düşmüşse ve hatta bitmişse, futbolu yöneten anlayışın bu işi batırdığı açıkça ortaya çıkmıyor mu? Yeniden tiyatro söylemine döneceğim, şeffaf ve hesap verilebilir bir kurumsal yapı bir yana, maalesef ki futbolumuzda bir yönetim bile yok aslında.

- Geçelim, son günlerin çok konuşulan başka bir olayına... 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'da değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edildi. 6222'ye, ‘sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair’ neler eklendi?

Derneklerimizin ve bu işin gönüllüsü bizlerin en önemlisi gündemi bu şu anda. Facia bir kanun teklifi ile karşı karşıyayız. Bu kanun teklifi, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da değişiklikler öngören 20 maddelik bir tasarı. Öncelikle stadyuma giriş biyometrik kimlik doğrulama sistemine bağlanacak yani passolig kartının yanı sıra parmak izi ya da retina taraması gibi bir yöntem de uygulanacak. Bunun öncesinde milyonlarca taraftarın biyometrik verileri toplanacak. Bunun yanı sıra 6222 sayılı kanundaki spor alanı kavramı genişletildi, 6222 sayılı yasasının uygulama alanını belirleyen bu kavram taraftarın bulunduğu her yeri sosyal medya da dâhil olmak üzere kapsayacak şekilde genişletiliyor. Özel hayat ve ifade özgürlüğünü ihlal eden çok kötü düzenlemeler var. Ayrıca 6222 sayılı yasa yer alan taraftarlara yönelik tüm suçların cezaları aşırı ve ölçüsüz derecede arttırılıyor.

Yasa teklifi, stadyumlara girişi parmak izi benzeri yönteme bağlarken, kişilerin özel hayatına müdahale edecek tarzda ölçüsüz bir spor alanı kavramı da getiriyor. 6222 sayılı yasanın uygulama alanı o derece ölçüsüzce genişletiliyor ki, bu işin içinden çıkılması mümkün değil. Ayrıca cezalar ölçüsüzce arttırılıyor. İşe yaramadığı, bu kanun teklifinin gerekçesi olan passolig uygulamasının, alt liglere ve diğer spor branşların taşınmasına ise bir anlam vermek mümkün değil. Bu yasa teklifi ülke sporuna değil, ülke sporuna çökmüş finansal tekellere hizmet ediyor.

6222 sayılı kanunda yer alan sorunlu ne varsa bu teklifte de fazlasıyla bulunmakta. Teklifin genel gerekçesinde tıpkı kanunda olduğu gibi, spor alanlarındaki şiddet ve düzensizlik sadece bir taraftar sorunu olarak görülmekte, bu şekilde tanımlanmakta. Düzenleme, spor etkinliklerindeki kalabalığın başlı başına risk taşıdığına ve taraftarların suça eğilimli kişiler olduğuna dair varsayımlara ve ön kabullere dayanmakta. Her şeyden önce temeli itibariyle sakat bir düzenleme.

- Ülkenin veya sporun gündeminde taraftarların sebep olduğu şiddet olayları mı var?

Teklifin gerekçesinde, sporun şiddet olayları ile gündeme geldiğine, bu olayların nicelik ve nitelik olarak çeşitlilikleri olduğuna dair bir iddia var. Acaba başka bir ülkede mi yaşıyoruz diye şaşırmadan edemiyor insan. Ülkenin gündeminde sporda şiddet diye bir şey yok. Ülkemizin insanları hayatından bezdiren ekonomik sıkıntıları ve yasal düzenleme bekleyen öncelikli pek çok alanı bulunmaktayken, bu konuda bir aciliyet varmış gibi yalan yanlış bir gerekçenin kaleme alındığını üzülerek görüyoruz.

Sporun gündeminde şiddet değil başka şeyler var. Bu tasarıyı hazırlayanlar gündem takip edemeyecek kadar hayattan uzak insanlarsa biz söyleyelim: Ülkemizde spor, şiddetle değil; ilgili federasyonların ve spor kulüplerinin, siyasi iktidarlara ya da belediyelere bağımlı hale gelişi, yapısal sorunları, yönetimsel zafiyetleri ve ekonomik krizden en çok etkilenen kurumlar oluşuyla, uluslararası mecrada ise maalesef doping olaylarıyla gündemdedir. Ülkenin en köklü kulüpleri uluslararası federasyonların mali kriterlerini karşılayamamakta, yerleri doldurulamaz şehir takımları birer birer iflas ederek kapanma noktasına gelmiş durumdadır. Ülkenin yasal düzenleme bekleyen sorunları ile sporun güncel, ekonomik ve yönetimsel sorunları bir kenara bırakılarak, hiçbir surette gündemde olmayan sporda şiddet konusunda durup dururken böyle bir yasa teklifinin gündeme alınmasını anlamak mümkün değil.

- Taraftar dernekleri ve grupları kanun değişikliğinde yer alan kararlara tepki gösterdi. Peki siz, bu yasada yer alan kararları ve taraftarların tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreçte ne gibi adımlar attınız?

Şu an deyim yerindeyse infial halindeyiz. Passolig mücadelesinin tecrübesinden faydalanarak tepki sürecini yönlendirmeye çalışıyoruz. Kanun teklifi seçimin ertesi günü, 24 Haziran Pazartesi jet hızıyla TBMM’ye geldi ve Adalet Komisyonu’nun gündemine alındı. TBMM sayfasında yayımlanmadan, Salı günü, teklif metnini temin edip Twitter hesaplarından duyurduk. Çarşamba günü TBMM’ye giderek başta Adalet Komisyonu üyeleri olmak üzere erişebildiğimiz vekillerle temas kurduk. O gece yasa teklifine karşı Taraftar Hakları Derneği’nin eleştiri ve görüşlerini içeren bir rapor hazırlayıp, 26 Haziran Perşembe sabahı toplanacak Adalet Komisyonu toplantısı öncesinde ulaştırabildiğimiz kadar vekile gönderdik. Komisyon toplantısına da konuyla ilgili bir sivil toplum kuruluşu olarak katılacaktık ancak komisyon toplantısı kapalı yapıldığı için maalesef toplantıya katılamadık. Raporumuzun toplantıda gündeme geldiğini ve tasarıya karşı eleştirilerde kullanıldığını, toplantıya fiziken katılamasak da görüşlerimizin toplantıda dile getirildiğini öğrendik. Tüm çabalarımıza rağmen teklif komisyondan geçti ve haftaya TBMM Genel Kurulu’nda oylanacak.

Passolig zamanında yapamadığımız ne varsa şu an yaptığımızı, taraftarları bir araya getirmek adına yanlış yapılan ne varsa şu an yapılmadığını söyleyebilirim. Taraftarların ve tribün gruplarının da bu sefer çok daha duyarlı olduğunu hissediyor ve görüyoruz. Önümüzdeki hafta bir aksilik yaşanmazsa ülke tarihinin en önemli tribün birlikteliklerinden birisi yaşanacak. Genel Kurul görüşmeleri öncesinde etkili olacağını umuyoruz.

- Son olarak Passolig davası hangi aşamada? Ufukta taraftarlar için mutlu son gözüküyor mu?

Passoligle ilgili birden fazla dava açıldı. İlki 2014 yılında Taraf-Der’in Tüketici Mahkemesi’nde açtığı topluluk davası. Ankara’da davayı açan avukat arkadaşlarımız Ertuğrul Cem Cihan ve Kemal Ulusoy gerçekten çok önemli bir iş yaptılar. Bir kere topluluk davasının ülkedeki ilk örneklerinden birisi oldu bu dava. Ayrıca davada konu temel hak ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesi önüne kadar taşındı. Maalesef passoligi durdurma hedefine ulaşamadık. Ancak dava kısmen kabul edildi ve taraftarların kişisel verilerinin korunması konusunda önemli kazanımlar sağlandı. Bu davada verilen karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşti. Bir başka dava aynı dönemde aynı arkadaşlarımızca Danıştay’da açılan 6222 sayılı yasanın ilgili yönetmeliğinin iptali talepli dava. Bu davada, geçen Mayıs ayında Danıştay’da duruşma yapıldı. En azından kısmen iptal kararı çıkacağını tahmin ediyoruz. Dava halen devam ediyor. Bir başka dava ise Passolig uygulamasına yönelik Rekabet Kurumu tarafından verilen karara karşı açılan dava. Bu dava da halen Danıştay 13. Dairesi’nde temyiz incelemesinde.

Hukuk kanalıyla yapılabilecek neredeyse her şey yapıldı. Ancak maalesef bu mücadele kitlesel bir boyuta taşınmadığı için sonuç alınamadığını düşünüyorum. 4 milyondan fazla kişinin passolig kartı aldığı ortamda siz hangi davayı açarsanız açın, kazanırsanız kazanın bu uygulamayı sonlandırmazsınız. Ülke tribünleri stadyumlara erişimi bir banka kartına mecbur eden bu finansal projeye karşı iyi bir sınav veremedi. Bu konudaki kabullenme halini halen hazmedemiyorum.

- Teşekkürler. Son sözleriniz varsa onu da alalım...

Ülke tribünlerinin yaşananlardan ders alarak birlik olmalarını ve tutkularına sahip çıkmalarını diliyorum.