Fatih Saboviç

Fatih Saboviç: Yeni bir spor medyası kültürü mümkün

Sporun ve futbolun içinde hep var olan, kendini bir spor emekçisi olarak tanımlayan Fatih Saboviç konuğumuz oldu. Fatih Saboviç ile futbolun içindeki farklı deneyimlerini, spor gazeteciliği serüvenini, spor medyasının halini ve çıkış yolunu konuştuk. Tabii Yugoslavya’nın spor kültürüne değinmeyi de unutmadık.

Röportaj: Utku Gel


- Klasik bir soruyla başlayalım… Kısaca özetlemenizi istesek kimdir Fatih Saboviç?

Öncelikle röportaj talebinizden ötürü teşekkür ederim. İnsanın hayatta yapması en zor olan –ve yapmasında pek bir anlam bulamadığım- noktalardan biri kendinden bahsetmesidir. Ancak yine de bu içten sorunuzu cevapsız bırakmamak adına şu kadar söyleyebilirim. Yanıtları her daim soruların ve ruhunun içinde aramaya çalışan, yolunu her ne yaşarsa yaşasın temiz tutmaya çalışan ve ‘kendinden kendine sefer eyleme’ çabasındaki bir ‘spor emekçisi’yim diyebilirim.

- Küçüklüğünüzde futbola ilgi duyduğunuzu biliyoruz. Ancak futbolla küçük yaşta tanışılsa da bu, spor gazeteciliği yapmak için yeterli olmuyor. Hatta hayat, insanı farklı bir rotaya bile sokabiliyor. Ama siz bunu başaranlardansınız. Bu nasıl gerçekleşti? Başka bir ifade ile spor gazetecisi olma serüveninizden bahseder misiniz?

Hayatı ilk algılamaya başladığım andan itibaren, kendimi doğup büyüdüğüm Karagümrük’te 90’ların sonu ve 2000’lerin başındaki sokak kültürü ile sporun -mahalle maçlarının- içinde buldum. Basketbolla 10 yaşımda tanışıp Pertevniyal Spor Kulübü’nün spor okullarıyla bu serüvene başladım. Sonrasında da bağımız hiç kopmadı.

Spor gazetecisi olma fikri kalbime 7-8 yaşındayken video oyunları oynadığım zamanlarda anlattığım maçlarla düştü. Ortaokulun ardından Aydın Doğan Anadolu İletişim Meslek Lisesi’ni seçip orada gazetecilik eğitimimi tamamladım. Hürriyet Gazetesi’ne stajla giriş yapıp sabrederek, 11 yıl boyunca hayalimi yaşama şansını yakaladım.

- Sonuçta ‘çocukluk hayalinizi’ gerçekleştirdiniz ve 2008 yılında spor medyasına Hürriyet ile giriş yaptınız. İlk deneyimleriniz nasıldı? Ve Hürriyet’teki 11 yıllık deneyiminiz 2019’da askerlik sürecinde ailenize gönderilen bir tebligatla sonlandığında neler hissettiniz?

İlk deneyimlerim çok ilginçti. O dönemki adıyla Doğan Haber Ajansı’nda –spor servisinde kontenjan olmadığı için- 6 ay geçirdim. 17 yaşındaki bir genç olarak bana yaşı en yakın mesai arkadaşım 40-45 yaşlarındaydı. Durmadan cinayet haberleri geliyor ve onlarla yüzleşiyordum ilk editörlük deneyimlerimde… Fakat bu süreç beni çok olgunlaştırdı.

Ancak Aydın Doğan Anadolu İletişim Meslek Lisesi’nde gazetecilik eğitimimi veren Ayten Şenkul hocam asla elimi bırakmadı. Bana ikinci bir anne olup, 6 ayın ardından hayallerime ilk adımımı atmamı sağladı ve spor servisine geçiş yaptım. Spor servisinde muhabir, editör ya da tasarımcı olmak istiyorsanız gerçekten hayatınızda çok ciddi fedakârlıkları göze almanız gerekiyor. Ben de bunlarla yüzleştim ve stajyer editörlük, editörlük, gece editörlüğü, basketbol muhabirliği ile son olarak Fenerbahçe muhabirliği görevlerini sistemin çirkin yüzlerine bulaşmadan tamamladım.

Askerlik sürecimin hemen öncesinde meslekle arama mesafe girdi diyebilirim. Enerjisi artık tam anlamıyla yüreğime sinmemeye başlamıştı görüp şahit olduklarımdan ötürü. Hatta askere gitmeden önce, gazetecilikle yollarımın ayrılacağını rüyamda görüp sevdiklerime anlatmıştım. Benim için de beni ben yapan gazetem için de hayırlı bir ayrılık oldu.

- Bir röportajınızda, ‘’Spor medyasında taraf olmadığınızda bertaraf oluyorsunuz.’’ dediniz. Bu konu aslında bir taraflaşmayı da gösteriyor. Yani bu durumdan memnun olanlar ve olmayanlar... İbre şimdilik memnun olanlardan yana olsa da bu daha ne kadar sürdürülebilir? Yeni bir spor medyası kültürünün yaratılmasının zamanı gelmedi mi?

Yeni bir dünya mümkün. Başka bir hikâye de her zaman mümkündür. Az ya da çok demeden, insanlığı bir arada tutan kolektif bilinçle aydınlanır, özümüzde var olan gücü ve dürüstlüğü fark ederek bunu nesilden nesile aktarmaya başlarsak mikrodan makroya doğru dilediğimiz her şeyi değiştirebiliriz. Ama ilk önce kendimizi ‘doğru insan’ yapmalı ve değişimi hepimiz kendimizden başlatmalıyız.

Spor medyasının da perde arkası; dünyadaki diğer her şeyin perde arkası gibi çok kirli. İnsanlar şahsi menfaatleri veya şahsi zevklerinin/zaaflarının tatmin edilmesi karşılığında her türlü kötülüğe çanak tutabiliyor. Taraf olmak da bu camiada tam anlamıyla var olmanın bir gereği gibi. Buna siyasi anlamda da bakabiliriz, fanatizm anlamında da, herhangi bir yöneticinin şirketinin çıkarlarını korumak anlamında da… Ancak yeni dünya düzeniyle gelen enerjinin her alanda başlattığı temizlenmeyi, buraya da yansıtacağına inanıyorum. Ülkemizde işini dürüst ve temiz yapan kurumlar/kişiler yok mu? Az da olsa var. Onlar iyi ki varlar. Hem artmaları hem de birlikte artırabilmemiz dileğiyle…

- Spor medyasını geride bırakarak devam edelim. Spor gazeteciliği mesleğiniz sonlansa da futbolun içinde spor yöneticisi olarak kalmaya devam ettiniz. Daha açık bir ifade ile Paris Saint-Germain Academy Turkey ile yolunuz kesişti. Bu süreci anlatabilir misiniz?

Hikâyeme yeni bir serüven katmak ve spor yöneticiliğine geçiş noktasında içimde ciddi bir istek vardı. Bunu değerlendirmem için eski dostlarımdan birinden bana Paris Saint-Germain Academy Turkey ile ilgili samimi bir talep geldi. Ben de askerden döndükten sonra akışı değiştirdim. Paris Saint-Germain Academy Turkey’de çok fazla yenilik öğrendim, keşfettim. Şimdi öğrendiklerimi daha geliştirmenin planlarını yapıp adımlarını atıyorum.

- Sanıyoruz bir de futbolcu temsilciliği yapıyorsunuz?

Hürriyet Gazetesi’nde çalıştığım dönemlerde Sırbistan vatandaşlığım ve eski Yugoslavya ülkelerinde bulunan çevrem dolayısıyla gazetecilik sonrası futbolcu temsilciliği yapmayı hedefliyordum. Tüm çevremi buna göre kurguladım hayat boyu. Gazeteciliğin etik kavramına sadık kalarak ilerledim.

Şimdilerde hem Türkiye liglerinin tüm kademelerinde hem de Balkanlar başta olmak üzere Afrika ve Türki Cumhuriyetleri de kapsayan bir portföyde yolumuz çiziyorum. Bu yolda bana eşlik eden dostum Miraç Doğan’la birlikte Türk sporunda çok fazla algoritmayı pozitif yönde değiştirecek bir yapılanmamız yakında hizmet vermeye başlayacak. ‘Sirius Network Agency’ adı altında sporun tüm paydaşlarını buluşturup iş etkileşimlerini hızlandıracak bir yapılanma kuruyoruz.

Bilim insanı Buckminster Fuller, “Mevcut gerçeklikle savaşarak asla bir şeyleri değiştiremezsiniz. Bir şeyi değiştirmek için mevcut modeli geçersiz kılacak yeni bir model inşa edin.” der. Biz de çizeceğimiz yolda bu mottoyu benimsiyoruz. İnşa ettiğimiz model uygulamaya geçtikten sonra Türk sporundaki farklılıklar yakın dönemde fark edilmeye başlanacak. Bu yolda bize destek olmak isteyen herkes, dilediği şekilde irtibat kurup fikirlerini/projelerini iletebilir.

- Efsane futbolculardan Cevad Prekazi bir röportajında Yugoslavya’yı, ‘’Her şey serbest ve bedavaydı. Devlet verirdi her şeyini sporcuların da, futbol, su topu hiç fark etmezdi. Çok iyi sahalar yoktu belki ama sokaklarda, okullarda herkes spor yapardı. ‘’ diye anlatıyor. Peki siz, Yugoslavya ve spor kültürü hakkında neler söylemek istersiniz?

Yugoslavya, kelimelerle anlatılabilecek bir kavram ve/veya ülke değil. Bu hayatta elbet yaşamıştır herkes… Bir olgu ya da kişiye hissettiklerinizi ifade ederken kelimelerin sizi kısıtladığını hissedersiniz ya… Yugoslavya’dan bahsederken de durum tam olarak böyle oluyor. Belki sadece şunu söyleyebilirim. Benim için Yugoslavya; ütopyaların bir süreliğine gerçeğe dönüştüğü bir rüyaydı.

Prekazi ve benzeri büyük şahsiyetler, Yugoslavya spor kültürünü benden çok daha iyi anlatabilirler. Yine de şunu eklemekte fayda olduğuna inanıyorum. Uzak Doğu’da insan bedeninin hareketsiz kaldığında her türlü hastalık ve sıkıntının ona hücum ettiği, binlerce yıl öncesinde keşfedilmiştir. Yugoslavya’da spor kültürünü inşa eden kişiler sanki; Uzak Doğu aydınlanmasını, Brezilya’nın yetenek düzeyini ve Avrupa’nın disiplinini bir araya getirip harmanlamış gibi geliyor hep bana. Sporu hayatın her alanına indirgeyip, günlük yaşama ve devlet eliyle eğitim sistemine entegre ettiğinde her ülkenin benzeri başarıları –tabii bu ciddi bir süreç/yatırım işi- kolaylıkla elde edebileceğine inanıyorum.

- Röportaj için teşekkür ediyoruz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Sizlere çizdiğiniz yolda tüm kalbimle başarılar diliyorum. Röportajın soruları ve yayınlanmasında emeği geçen arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ederim.