harun tekdal

Harun Tekdal: Delacroix’nın tutkusunun Maradona’nın tutkusundan hiçbir farkı yok

Konuğumuz futbolun karikatürlerini çizen, illüstrasyonlarını ve animasyonlarını yapan Harun Tekdal oldu. Tekdal’la çizim serüvenini, çizimlerinin futbolla kesişmesini ve futbolun kendisinde uyandırdığı izlenimleri konuştuk.

Röportaj: Utku Gel


- Merhabalar. Sizi tanıyabilir miyiz?

26 yaşındayım, İstanbul’da yaşıyorum. Resim bölümünde yaptığım yüksek lisansın teziyle uğraşıyorum şu sıra. Ufak yaşlardan beri spora ve resim yapmaya ilgim vardı. İkisini birleştirerek üretimlerde bulunuyorum.

- Bir şeyler çizme fikri nasıl oluştu? Başka bir ifade ile sizi bu alana çeken şeyler nelerdi?

Dayılarım özel insanlardı, çocukken onların elinde gördüğüm mizah dergileri beni etkiledi ve ufak ufak karikatürler çizmeye başladım. 15-16 yaşlarına gelince Penguen ve Uykusuz dergilerinde amatör olarak karikatürler çizdim, daha sonra LeMan dergisinde karikatürlerim düzenli olarak yayımlanmaya başladı. Karikatürün içinde kendi kuralları var elbette ama diğer çizim türlerine nazaran yarattığı özgürlük alanı ile yeni başlayan birisinin rahat nefes almasını sağlıyor.

- Eğitim hayatınızdan sonra çeşitli plâtformlarda çalıştınız ve çalışmaya devam ediyorsunuz. Bu serüven nasıl başladı? Şimdi hangi noktada?

2012 yılında üniversiteye başladım, o sırada karikatürlerim yayınlanıyordu. LeMan dergisi sayesinde çeşitli spor yazarları ile tanıştım, onlar da çalışmalarımı görüp, “4 karikatür çiziyorsan 3 tanesi sporla ilgili, tamamen bu alana yoğunlaşsana.” diyorlardı. Ben, bu orantının farkında değildim o sırada. 2014 yılında ise aldığım eğitimin de etkisiyle karikatürün dışına çıkıp illüstrasyonlar yapmaya başladım. Bunlar tamamen spor içerikli işlerdi ve çeşitli dergilerde yayımlandılar. 1-2 yıl içinde çalışmalarım profesyonelleşti ve Galatasaray Spor Kulübü, Eurosport Italy, Four Four Two gibi kurumlar için çizimler ürettim. Şimdi yine spor medyası için illüstrasyonları hareketlendirdiğim animasyonlar yapmaktayım.

- Peki, futbol desek. Futbol, hayatınızın neresinde?

Futbol benim için takım tutmaktan, 90 dakikalık bir mücadeleden ziyade bir sonsuz hikaye alanı ve ben o hikayeleri çok seviyorum. Maradona’nın çaresizliği, Galeano’nun ‘Gölgede ve Güneşte Futbol’ kitabı, Cantona’nın Fransa Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyması… Böyle örnekleri sabaha kadar sayabiliriz, futbolun büyüklüğü ve güzelliği de burada benim için.

- Buradan hareketle çizimleriniz futbolla nasıl buluştu? Futbolu, futbola dair unsurları çizmenin diğer üretimlerinizden farkı nedir?

Sevdiğim şeyler arasında analoji kurup üretimler yapmaktan hoşlanıyorum. Sinema - resim ilişkisi, spor - sanat ilişkisi üzerine düşünüp yazılar yazmak, resimler çizmek beni mutlu ediyor. Üretim yapmaktan zorlanacağım bir alana yoğunlaşmaktansa, keyif aldığım yerde olmayı tercih ettim ve spor üzerine çizdim. Futbolun diğer sporlardan farkı ise yarattığı hikaye alanın genişliğinde. 10 çocuğun kendi arasında yaptığı maç da, bir Dünya Kupası finali de benzer tatlarda çizilesi unsurlar barındırabiliyor.

- Futbol ile sanat arasında önemli bir bağ olduğu kesin. Hatta önemli bir birikim de mevcut... Ancak üretimler ve bu üretimlerin karşılığı yetersiz. Sizin düşünceniz nedir?

Baudelarie, Fransız ressam Delacroix için, “O tutkuya tutkuyla bağlıydı ve tutkusunu en saf biçimiyle ifade etmeye çalışırdı.” der. Futbol ve resim arasında bir bağ ya da benzerlik arayacaksak bu kesinlikle tutku kavramı üzerinden olmalı. “Müthiş yetenekli bir insan, çağının en iyisi olduğu çok belli, çok asi, aykırı ve özgür bir karakter, yaşadığı sorunlardan sonra kaçacağı liman olarak Napoli’yi tercih ediyor.” Bu cümleleri sayıp sizce bu kim diye bir futbolsevere sorsak yanıtı Maradona olur, fakat aynı cümlelerle aynı soruyu bir sanatsevere sorsak Caravaggio diye cevaplandıracaktır soruyu. Futbolun ve sanatın dahileri birbirlerine o kadar çok benziyor ki… Delacroix’nın tutkusunun Maradona’nın tutkusundan hiçbir farkı yok çünkü. Birinin resimlerinde, diğerinin de maç görüntülerinde bunu görüyoruz; saf tutku, yetenek ve arzu. Bu şartlarda sanat ve futbol birleşince ortaya sinemada da, resimde de, edebiyatta da çok tutkulu ve özel işler çıkıyor.

Üretimlerin karşılığını bulamaması konusuna gelecek olursak, karşılığını bulduğunu fakat bu sürecin uzun sürdüğünü düşünüyorum. 2000 yılında gösterime giren ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ filmi sinemada 140 bin kişi tarafından izlenmişken, aynı dönemde vizyona giren vasat bir yerli komedi filmi 2.5 milyon insan tarafından izlenmiş. Aradan neredeyse 20 yıl geçti, bugün baktığımızda diğer film yerden yere vurulurken ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ filminden hala övgüyle bahsediyoruz. Maalesef bu üretimler hem maddi anlamda hem de alıcısına ulaşma anlamında bir sorun yaşıyor fakat kaliteli iş bir şekilde alıcısına ulaşmayı başarıyor.

- Üretimlerinizi futbol özelinde sürdürmeyi plânlıyor musunuz? Eğer plânlıyorsanız, bu üretimleri sergilemeyi düşünüyor musunuz?

Futbol ile sınırlı kalmamakla birlikte spor alanında üretimler yapmaya devam etmeyi düşünüyorum çünkü sanatın konusu olan her şey spor sahasında mevcut. Bu işlerin sergilenmesi de benim için en keyifli bölüm sanırım. Daha önce yurt içinde ve yurt dışında spor illüstrasyonlarımla çeşitli karma sergilere katıldım. Yakın zamanda kişisel bir sergi ile spor - sanat ilişkisinde beni heyecanlandıran anları insanlarla paylaşmayı planlıyorum.

- Teşekkür ediyoruz. Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Çok teşekkür ederim ilginizden ötürü. İyi çalışmalar ve başarılarınızın devamını diliyorum…