Taraftar Hakları Derneği

Taraftar Hakları Derneği: Mücadelemiz taraftarların hakları için

Bu röportajımızda taraftarların haklarını ve çıkarlarını savunmak, bu doğrultuda ortak bir mücadele hattı örmek için 2012'de yola çıkan Taraftar Hakları Derneği'ni (THD) konuk ettik. THD ile kuruluş sürecini, amaçlarını, bu zamana kadar yaptıklarını, futbolu ve tribünleri konuştuk. Biz sorduk, Taraftar Hakları Derneği yönetiminden Devrim Cem Erturan yanıtladı.

Röportaj: Utku Gel


- Merhabalar. En baştan başlayalım. Taraftar Hakları Derneği'ni (THD) kurma fikri nasıl doğdu?

THD'nin kuruluş öncesi süreçte özellikle de iki olay bizi böyle bir yola soktu diyebilirim. Birincisi 2011 yılı Ocak ayında açılışı gerçekleşen TT Arena Stadı'nda taraftarların ıslıklı protestosu sonucu dönemin başbakanı Erdoğan'ın stadı terk etmesi ve sonrasında yaşanan 'taraftar avı'dır. İkincisi ise 2012 yılı Haziran ayında Alsancak Stadı'nın TOKİ'ye devredildiğinin duyulması üzerine yaşanan süreçtir. Her iki olayda da taraftarlar kendilerine ait olana sahip çıkma refleksiyle hareket etmiş, farklı şehirlerden ve camialardan taraftarların dayanışması sergilenmiştir.

Bize göre her iki olayda taraftarların hak temelli mücadelesini esas alan ve 'ben yaptım, oldu' anlayışına karşı taraftarların sesini toplumun diğer kesimleriyle buluşturan bir örgütlenme ihtiyacının işaretiydi. Böylesi bir örgütlenme taraftar kimliği ile tribünde olan ama tribünlerin dışında yeni bir yapılanma ile gerçekleşmeliydi. Hikâyemizin başlangıç kısmı budur.

- Bu noktada "Derneğin amacı neydi?" sorusunu yöneltsek...

Taraftar Hakları Derneği, tüzüğünde de belirtildiği üzere "Ayrım gözetmeksizin tüm spor kulüplerinin taraftarlarının haklarını ve çıkarını savunmak, ortak taleplerinin gündeme getirilmesini sağlamak" amacıyla 2012'de kurulmuştur. Bu amaca uygun şekilde taraftarların kendi aralarındaki etkin, demokratik yaşam bilincine sahip bireyler haline gelmesi, aralarında dostluk ve dayanışma duygusunun geliştirilmesi için çaba sarf etmekteyiz. Tribünlerde şiddetin ve nefret söyleminin son bulması, her türlü ırksal, dinsel, cinsel ayrımcılığa karşı durarak taraftarların demokratik bir toplumda uluslararası standartlara uygun ortamlarda ve koşullarda maç izlemesi için çalışmakta ve mücadele etmekteyiz.

- "Bütün takımların taraftarları haklar mücadelesinde birleşin!" çağrınız karşılık buldu mu? Hangi taraftar grupları bu derneğin üyesi?

"Renklerimiz ayrı, dertlerimiz aynı" sloganı ile yola çıktık ve "Bütün takımların taraftarları haklar mücadelesinde birleşin!" çağrısını paylaştık. Bugünden geriye, 7 yıllık sürece baktığımızda ilk günkü gibi hâlâ yolun başındayız diyebilirim. Örgütlenme formumuzu, her ne kadar dernek statüsünde olsak da, üyelik hukuku üzerinden kurgulamadık. Çünkü ülkemizdeki tüzel kişilik üyelik ilişkilerindeki durum ve hem toplumun genelinde hem de taraftarlar özelindeki örgütlenme/örgütlülük bilinci ortadadır. Diğer taraftan, tribünlerdeki taraftar dernekleri/oluşumları gibi yapıların varlık mücadeleleri de var.

Biz, üyelik çağrısını her daim yaptık ancak üye yapmak için özel bir çaba içerisinde olmadık. Pozisyonumuzu daha çok koordine etmek, zemin sunmak, üretmek ve paylaşmak olarak tanımladık. Türkiye'nin hemen hemen her bölgesi, şehri ve kulübüyle ilişki ağımız var diyebilirim. Tribünlerde iletişim kendi referans ağıyla gerçekleşir ve biz de bu referans ağının içinde sağlam bir yerde duruyoruz. Baştaki sorunuza dönecek olursak hiçbir taraftar grubu üyemiz değil ama her taraftar grubuyla üyelik hukukundan daha sağlıklı bir iletişim içerisindeyiz.

- Farklı renklere gönül vermiş taraftarları bir araya getirmenin zorlukları oldu mu?

Olmaz mı? Hem de çok... En başta 'taraftar derneklerinin yerine mi oynuyoruz' sorgulamasına maruz kaldık. Bir de tribün dinamiklerine yönelik 'spor büroların uyarıları ve fısıltıları (!)' ile karşı karşıya kaldık. Ama 7 yıllık yolculuğumuzda her türlü uyarı ve fısıltıyı geçersiz kılan çalışmalara imza attık. Türlü türlü algı operasyonlarına karşı kendi rüştümüzü ispat ettik diyebilirim.

- Ulusal ve uluslararası alanda birçok taraftar grubu ve plâtformuyla temas halindesiniz. Nasıl koordine oluyorsunuz?

Ulusal düzeyde, belirttiğim üzere içinde olduğumuz ve bildiğimiz tribünlerin kendi referans ağı ile koordine oluyoruz. Uluslararası düzeyde ise Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesi ile iletişim halinde olan ve UEFA tarafından taraftarlar ile iletişim yönünden partner olarak kabul edilen Avrupa Futbol Taraftarlar Ağı (Football Supporters Europe - FSE) üyesiyiz. FSE'nin iki yılda bir yapılan ve yürütme başta olmak üzere komitelerin seçildiği, taraftarların sorunlarına yönelik tartışmaların yapıldığı, çözüm önerilerinin paylaşıldığı ve deneyimlerin aktarıldığı kongrelerine katılıyoruz. Sürekli bir iletişim halindeyiz. Bu toplantılarda yeni arkadaşlıklar ve ortak çalışmalar yürütebildiğimiz proje ortaklıkları için iletişim ve ilişki kuruyoruz.

- Yola çıktığınızdan bu yana farklı ve önemli projelere imza attınız. Bunlardan biraz bahseder misiniz?

2-3 Ağustos 2014 tarihlerinde İstanbul Maltepe'de ve 14-17 Temmuz 2016 tarihlerinde İzmir'de uluslararası düzeyde futbol taraftarlarının katılımıyla önemli iki organizasyonun ülkemizde gerçekleşmesini sağladık.

Bugün Alsancak Stadı'nın yerine yeni bir stad yapılıyorsa bu THD'nin kuruluş öncesi ve sonrası süreçte İzmir'deki taraftarlarla birlikte yürüttüğü bir mücadelenin kazanımıdır. Yeni statlara "Arena" uzantılı isimler verilmekten vazgeçildiyse bu yine THD'nin konuyu gündeme taşımasıyla bağlantılıdır. 11 Ağustos 2013 tarihinde Kayseri'de oynanan Süper Kupa finali öncesinde Kayseri İl Spor Güvenlik Kurulu'nca alınan 'davul yasağı'nın kaldırılmasında THD olarak söz konusu yasağa ilişkin yürütmenin durdurulması talebiyle açtığımız davanın kamuoyunda yarattığı etki önemlidir.

Ayrıca tribünde şiddetin ve nefret söyleminin engellenmesi, 6222 sayılı yasanın kaldırılması ve yerine taraftarların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan yeni bir yasa çıkartılması, kadın futboluna hak ettiği değerin ve önemin verilmesi, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin durdurulması, homofobiye karşı tutum alınması, mültecilerin sorunları konularında da birçok çalışmaya imza attık.

- Proje demişken daha özel bir soru soralım istiyoruz. Geçtiğimiz günlerde sitemizde, edinebildiğimiz bilgiler ışığında Rakıspor - Şarapspor maçlarını anlatmıştık. Yazıda, Taraftar Hakları Derneği'nin bu maçlarla ilgili belgesel girişiminde bulunduğunu hatırlatarak, "Bu maçların toplumsal bellekten silinmemesi açısından atılan bu önemli adımı merakla bekliyoruz." demiştik. Bu girişim nasıl başladı ve şimdi hangi noktadasınız?

Rakıspor - Şarapspor maçlarına dair belgesel çalışmasına başlarken, açıkçası bu kadar zorlanacağımızı öngörememiştik. Çünkü söz konusu sürecin belleği neredeyse kişiler ve o kişilerin hafızaları. O kişilere ulaşmak, hatıralarını belgelemek ve kurgulamak daha fazla profesyonel bir çalışma gerektirdiğini gördük. Sonuçta bizler bir yandan günlük yaşamdaki sorunlarla boğuşan diğer yandan da önümüze koyduğumuz projeler ve hedefler için zaman ayırmaya çalışan insanlarız. Bu konuda çalışma yürüten arkadaşımızın da bir noktadan sonra kendi yaşamsal gerekliliklerinden kaynaklı bu projeye yoğunlaşmaktan uzaklaşması nedeniyle şimdilik ara vermek zorunda kaldık diyebilirim.

- Futbolun endüstriyelleşmesi, ırkçılığın ve fanatizmin yükselmesi, statlarda alınan önlemler... Futbolu ve tribünleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Futbolun endüstriyelleşmesiyle birlikte kirletildiğini ve bu alanı kirletenlerin suçlarını örtmek için tribünleri kriminalize etmeye çalıştıklarını düşünüyorum. Futbolun ilk oynandığı ve sonrasında evriltildiği tarihsel kesitleri incelediğimizde ırkçılığın, nefret söyleminin ve fanatizmin yükseltilmesi süreçlerinde taraftarların en az sorumluluğa sahip kesim olduğu kanaatindeyim. Çünkü futbol dâhil, spora dair uygulamalara ve 'siyasete' karar verilirken taraftarlar her zaman işin dışında, 'tribünde' bırakıldılar. Karar vericilerin, sponsorların, yayıncı kuruluşların çıkarları gözetilerek gerçekleşen uygulamaların çoğu zaman taraftarların tepkisi ile karşılandığını görüyoruz.

- Peki, "Futbola siyaset bulaştırmayın" söylemleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ülkemizde futbol ilk günden itibaren siyaset eliyle şekillendirilmişken, "futbola siyaset sokmayız" lafı iktidarda kim olursa olsun "muhalefet etmeyin" demektir. Yoksa her siyasetçi boynuna takılan şehir takımı atkısıyla kitlelere seslenmekten gayet memnun. Bir milletvekili adayının, belediye başkan adayının boynuna o şehrin takımının atkısını takarak miting kürsüsünden konuşmasını anlayabilirim. Ama bir cumhurbaşkanının gittiği şehirlerde boynuna atkı takarak konuşma yapmasını anlamıyorum! Bu mesele basit ama önemli.

- Teşekkür ediyoruz. Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Derneğimizin çalışmalarına ve taraftarların sorunlarına ilişkin bize sözlerimizi, düşüncelerimizi kamuoyu ile buluşturma fırsatı verdiğiniz için Derdimiz Futbol ailesine ve emekçilerine teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda başarılarınızın devamını dileriz.

Son olarak bir kez de sizin aracılığınızla başta Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Dr. Mehmet Kasapoğlu olmak üzere TFF yetkililerine ve ilgilere seslenmek istiyorum: 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'un iddia edilen hiçbir sorunu çözmediği, tam tersine bizzat kendisi sorun hâline geldiği ortadadır. Basına yansıyan haberlerden söz konusu yasayla ilgili yeni düzenleme çalışmaları içerisinde olduğunuzu öğreniyoruz. Başta şiddet olmak üzere sorunların çözümünde gerçekten samimiyseniz gelin birlikte çalışma yürütelim. Taraftarları, bu konuda çalışma üretmiş olan bilim insanlarını ve spor hukukçularını verimli ve üretken bir çalışmanın parçası yapalım. Ülkemiz futbolu daha fazla saygınlık kaybetmesin, daha fazla mağduriyetler yaşanmasın.