Jupp Derwall

Jupp Derwall: Türk futbolunun akışı onunla mı değişti?

İsmail Sarp Aykurt


Onun için, Türk futbolunun seyrini değiştiren adam deniyor. Gerçekten de öyle midir? Jupp Derwall, 1984-1988 yılları arasında kaldığı Türkiye’de, Galatasaray’ın başında yer yer eleştiriler ya da sıkışmalar yaşasa da, gelecek yıllara damga vuracak yenilikler yaptı. Bunun bir tarafı seneler sonra gelen bir Galatasaray şampiyonluğu olsa da asıl yaptığı Türk futboluna kattığı yeni bir bakış açısıydı.

Jupp Derwall, 10 Mart 1927’de Almanya’nın Würselen kentinde doğdu. 1938’de aynı şehrin takımının altyapısında futbola başladı ve daha sonra da A. Aachen ile Düsseldorf takımlarında top koşturdu. Futbolu bıraktıktan sonraki yaşamında teknik direktörlük yapma fikri hoşuna gidiyordu. İsviçre’de Biel, Schaffhausen takımlarında görev aldıktan sonra Almanya’ya döndü. Fortuna Düsseldorf onun için başka bir meydan okumaydı.

Belki de en önemli çıkışı, 1970 senesinde Helmut Schön ile çalışması oldu. 8 senelik asistanlık sonrasında ise Batı Alman Milli Takımı’nın başında Jupp Derwall vardı artık. Derwall için zor bir görev oldu ama milli takım kariyerinde önemli başarılar kazandı. Bunlar arasında 1980 Avrupa şampiyonluğu,  1982 Dünya Kupası ikinciliği sayılabilirdi. 1984 ise milli takım kariyerinin sonlandığı yıl oldu.

1937 yılında ve henüz çocukken futbol düşünür, yaptıklarını şöyle sıralardı:

“O zamanlar da Alman milli takımının oyuncuları bizim kahramanlarımızdı. Küçük Telefunken radyomuzun aldığı istasyon sayısı çok azdı. Ayrıca bir tane açıp kapamak için, bir tane de sesi kısıp yükseltmek için düğmesi vardı. Adolf Hitler’in zorbalık döneminin haberlerini, savaş sloganlarıyla herkese korku salan Nazi Partisi’nin propaganda bakanı Goebbels’in insanın içine işleyen konuşmalarını dinlerdik.”

Aradan 9 sene geçti. İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden bir sene sonra 1946’da Jupp, doğduğu yer 15 bin nüfuslu Würselen’de yıkıntılar içerisinde kasabanın çehresini değiştirmek üzere arkadaşlarıyla çalışıyordu. Würselen Halk Okulu’na gidiyor, Rhenania 05 kulübünde futbol oynuyordu. Sonra, makine mühendisi olmak istediği aklına geldi ve Eschweiler kömür ocağında mühendislik bölümünde iş buldu.  Ayrıca askere gitme konusunda da sıcaktı. Hedefinde hava kuvvetleri vardı. Keza, bunu başardı da. Braunschweig Waggum Uçuş Okulu’na gitti ve göklerde gezinmeye başladı.  Ancak gözleri yerdeydi. Futbol aşkı peşini hiç bırakmadı.

Futbola yeniden dönüş için Florya’da

Derwall, kendisini anlattığı kitabında başlama vuruşunu, özlemlerini dile getirerek yapmıştı. Türkiye’de kaldığı ve kendisi için bir o kadar da enteresan bir deneyim olan İstanbul zamanları onun bu özlemlerini yeni bir eşiğe taşıdı. Onun için İstanbul yolculuğu bir belirsizlik ve merak konusuydu. Lufthansa’nın 1580 sayılı İstanbul uçağı tıklım tıklımdı ve Jupp Derwall, aslında bir ufak sükûnet arasa da “Tutmam gereken bir söz var” deyip İstanbul’a yol aldı. Hedefte Galatasaray vardı. Yugoslav Iviç’in ani bir kararla İtalya’dan aldığı teklifi değerlendirmesi ilginç olmuş; Derwall için Türkiye seçeneği ortaya çıkmıştı.

Galatasaray adasında yapılan görüşme tuhaf geçmişti. Galatasaray bir sürpriz yapmış ve sözleşmeyi Jupp Derwall’in hazırlamasını talep etmişti. Geriye el sıkışmak kalıyordu. Derwall, aylık bir milyon lira maaş, araba ve Ayaspaşa semtinde bir ev karşılığında Galatasaray’a kendisini bağladı.

Derwall’in aklında Galatasaray taraftarlarına yeni bir dönemin açıldığı hissini vermek için antrenman alanını bir performans merkezine dönüştürme fikri vardı. Florya’yı baştan aşağıya yeniden inşa edecekti. Ona göre Türk futbolunun bir devrime gereksinimi vardı. Bu, birçok şeyin başlangıcı oldu.

Nasıl bir ortamda çalışacağını bilmeden gelmişti ve elinde eksikler listesi vardı. Türk futbolcular berbat sahalarda oynuyordu, antrenman metotlarında eksikti. Hatta çim saha deneyimine sahip olmadıklarından, kayarak ayağa müdahale yapmayı bilmiyorlardı. Takımı inceledi, futbolcu kadrosuna baktı ve başladı.

Hüsranla başlanan bir ligin ardından ve hız kesmeden gelen eleştiriler yakasına yapıştı.  Boğaziçi’ndeki yeni yaşamı onu zorluyordu. Alışılmadık tepkiler, başarıya açlık ve sabırsızlık Türk futbolunun değişmeyen tarifleriydi.  Kendisi şöyle anlatıyordu:

“Dünyanın en futbol hastası ülkesinde olduğumu düşünürdüm. Pazarda satıcılar bir yandan bağırarak mallarını satarken, bir yandan da laf sokuşturmayı hiç ihmal etmezlerdi: ‘Ne olacak bu Galatasaray’ın hali, bay Derwall? Niye iyi oynamıyoruz?’ Biri de ‘Cimbom kaput’ diye bağırır, öbür yandan başka bir ses gelirdi: En büyük Fener başka büyük yok.”

Derwall, Türk futboluna aşı yapıyordu!

Ama Jupp Derwall gittikçe ısındı, Türkiye’deki futbolun dinamiklerini tanıdı ve ‘devrimini’ zamanla inşa etti. Prekazi, Simoviç ve diğerleri ile başlayan yeni serüven ve buna eşlik eden çalışkanlık meyvelerini vermeye başladı. Gücünü, Türkiye Kupası’nı alarak gösterdi.  “Bugüne değin hep kötüyü yazdınız, şimdi şampiyon olduğumuzu da yazın” dedi. Türk spor medyasını da anlamışa benziyordu.

Ama önemli olan şampiyonluktu artık. Galatasaray 14 yıldır şampiyon olamama çilesini artık bir kenara bırakmalıydı. Bir konuşmasında, ‘’Napoli 61 yıl şampiyon olamadı, Galatasaray 14 yıl olamamış çok mu?” dedi ve kıyamet koptu. Böyle bir şeyi nasıl der, Galatasaray’ı nasıl böyle bir değerlendirmeye tabi tutabilirdi? Tuhaf şeyler yaşandı bu sözlerin ardından. Florya’ya gelen taraftarlar ateş püskürüyor, Derwall'i mahkûm ediyordu. Jupp Derwall bir değerlendirme yaptı ve gitmeyi planladı. Ancak kulüp, ona bu fırsatı tanımadı ve Derwall kaldığı yerden devam etti.

Beşiktaş’ın şampiyonluğu kıl payı kaçırmasıyla 14 yıl sonra gelen şampiyonluk Galatasaray tarihinin kırılmasıydı. Bu, belki de 2000’lerde yaşanan başarıların bir fermuar gibi açılarak doğmasına yol açacaktı. Ardından gelen yıllarda, Jupp Derwall kariyerine başka şampiyonluklar da ilave etti. Avrupa’daki başarılar Türk futbolunun ufkunun açılmasına vesile oluyor, Batı Alman antrenör Türk futboluna sanki aşı yapıyordu!

Onun için futbol basit bir ayrıntı olamazdı. İngiliz futbolcu Gary Lineker’in Alman Milli Takımı için söylediği “Futbol basit bir oyundur. Top bir oraya, bir buraya gider gelir ve sonunda Almanlar kazanır” tespitine şöyle diyordu:

“Futbol, basit bir oyun değildir”

Futbol federasyonunun özerk olmasını, antrenman metotlarının geliştirilmesini, olayların doğru ve gerçek bir şekilde ele alınmasının önemli olduğunu önerdi ve Türk futbolunun Avrupa’da yol almasının gerekliliğinin sürekli altını çizdi. Bunlar, şimdiden 1980’lerin sonlarına bakıldığında son derece radikal bakış açılarıydı.

Gerek kurduğu dostluk ve ilişkiler, gerekse de futbola yaptığı katkılar Derwall’in 1988’de Türkiye’den, 2007’de ise hayattan göç etmesiyle yok olmadı. Onun katkılarının Türk futbolunda bıraktığı izler hâlâ görünür durumda…